Yangınlarda ortaya çıkan tehlikeler

YANGIN YERİNDE ORTAYA ÇIKABİLECEK TEHLİKELER

Yangın yerinde canlıları ve itfaiyecileri tehdit eden çok çeşitli ve büyük tehlikeler oluşur. Yangını birincil afet yapan ve itfaiyeciliği en riskli ve stresli meslek haline getiren bu tehlikelerdir. Yangın yerindeki tehlikeleri dokuz başlık altında inceleyebiliriz.



1- YANGININ BÜYÜME HIZI
Yangın çok hızlı büyür, dolayısıyla yangına karşı yapılacak müdahale de çok hızlı yapılmalıdır.

2- YÜKSEK SICAKLIK TEHLİKESİ
Yangın yerinde insanın dayanabileceğinin çok üstünde sıcaklık oluşmaktadır. Müdahale edenler yanmamaları için gerekli donanıma sahip olmalıdırlar.

3- YANGIN BİLEŞENLERİNİN YANGININ YAYILMASINA ETKİLERİ
3-1-Yanıcı Madde (Cinsi, Miktarı, Dağılımı)
3-2- Hava veya Oksijen (Hava Büyüklüğü, Rüzgar)
3-3- Isı Transferi (İletim, Taşınım, Işınım)

4- YANGININ SAFHALARINDAKİ TEHLİKELER
4-1- Başlangıç Safhasında ALEV DİLİ (Flame - over)
4-2- Denge Safhasında ANİ TAM TUTUŞMA (Flash - over)
4-3- Sıcak Tütme Safhasında YANGIN PATLAMASI (Backdraft)

5- ZEHİRLİ GAZLARIN OLUŞTURDUĞU SOLUNUM ZORLUĞU TEHLİKESİ
5-1- Boğucu Etki Yapan Zehirli Gazlar (1. Grup)
5-2- Tahriş Edici Zehirli Gazlar (2. Grup)
5-3- Kanı Zehirleyen, Sinir Sistemini Tahrip Eden Zehirli Gazlar (3. Grup)

6- PATLAMA TEHLİKESİ
6-1- Fiziksel Patlama
6-2- Kimyasal Patlama
Patlayıcı Maddelerin Patlaması, Oda Patlaması, Yangın Patlaması

7- ÇÖKME TEHLİKESİ
Patlamanın Tesiri İle, Kolon ve Kirişlerin Yanması İle, Yüksek Sıcaklıkla Demirin Yumuşaması İle, Yüksek Sıcaklıkla Betonun Ayrışması ve Tozlaşması İle, Yüksek Sıcaklıkla Tuğlaların ve Taşların Çatlaması İle, Yüksek Sıcaklıkla Oda Hacminin Genleşmesi ve Gerilme İle, Sıkılan Suyun Ağırlığı İle

8- ELEKTRİK TEHLİKESİ
Müdahale Mesafesi, Önlemler (Kuru elbise, Yalıtkan Eldiven), Elektriğin Kesilmesi

9- KİMYASAL TEHLİKE
9-1- Tahriş Edici Sıvı Kimyasal Maddeler
9-2- Tahriş Edici Katı Kimyasal Maddeler
9-3- Zehirleyici Kimyasal Maddeler
9-4- Su İle Reaksiyona Girerek Yanıcı Gaz Üreten Maddeler
9-5- Radyoaktif Maddeler


1- YANGININ BÜYÜME HIZI:

Yangın geometrik olarak büyür. Başlangıcında bir bardak su ile söndürülebilecek bir yangın, ikinci dakikada bir kova su ile, üçüncü dakikada bir fıçı su ile ancak söndürülebilir. Buna karşılık itfaiyeci de çok hızlı olmak zorundadır. İtfaiyeci, meşguliyeti ne olursa olsun ihbardan bir dakika sonra hareket eden aracın içinde olacak, Dünya standartlarına göre en geç beş dakika sonra yangın yerine varmış ve hortum sermiş olacaktır. Yangın yerinde de ani ve isabetli kararlar alabilecek ve çok seri hareket edecektir.
Yangın için alınan bütün güvenlik önlemleri sürekli kontrol edilmeli ve her an kullanıma hazır tutulmalıdır. Yangın çıkışları ve merdivenleri her zaman açık olmalıdır. Hortumlar takılı ve kullanıma hazır, sulu sistemde her an basınçlı suyu mevcut ve bakımlı olmalıdır. Yangın söndürme tüpleri dirsek hizasına ve kaçış yolları üzerine, kolayca alınabilecek şekilde asılmalı, arabalarda hemen torpido altına takılmalıdır. Yangın yerinde saniyelerle yarışıldığı hiçbir zaman unutulmamalıdır.
İtfaiye araçlarının birinci derecede geçiş üstünlüğüne sahip olmasının en önemli nedeni budur. Diğer araçlar itfaiye araçlarına hemen yol vermeli, itfaiye araçlarının geçişini zorlaştıracak şekilde araç park edilmemelidir.

2- YÜKSEK SICAKLIK TEHLİKESİ:

Yangın yerinde sıcaklık çok hızlı bir şekilde yükselir. Sıcaklık 5 dakika sonra 555 oC, 10 dakika sonra 660 oC, 15 dakika sonra 720 oC, yarım saat sonra 820 oC olmakta, bir saat sonra 927 oC’ a yükselmektedir. Görüldüğü gibi en büyük sıcaklık artışı ilk beş dakikada olmaktadır. Bunun için yangınlarda ilk dakikalar hatta saniyeler çok önemlidir.
Yüksek sıcaklık ve alev insan vücudunda onarılmaz yaralar açmaktadır. Derinin yanması ile derinin altında bulunan ter bezleri tahrip olur. Vücutta bulunan toksin maddeler ter bezleri yoluyla dışarı atılmazsa kan zehirlenmesi yapar ve hayat sona erer.



Yüksek sıcaklık dolayısıyla
1- Proteinler pıhtılaşmaya başlar,
2- Kan basıncının artmasıyla hayati organlarda iç kanamalar oluşabilir,
3- Kalbin ritmik temposu bozulur. Aşırı su kaybı, solunum sıkışması ve zorluğu meydana gelir. Bunların sonucu yine ölümdür.
İnsan vücudu ve solunum sistemleri:

65 oC sıcaklığa sınırlı bir süre,
120 oC sıcaklığa 15 dakika,
143 oC sıcaklığa 5 dakika,
177 oC sıcaklığa ise 1 dakika dayanabilir.




Isının ışınımı olan alev, insan vücudunda 1. 2. 3. derece yanıklara sebep olur. Isı kaynağı ve alevle olan mesafe ve muhatap olma süresi önemli etkendir. Yanığın yeri, büyüklüğü ve derinliği de önemlidir. Gözler arasındaki bir yanık, bacaklardaki aynı büyüklükteki bir yanıktan daha tehlikeli ve kötüdür.

1. derece yanık; Derinin güneş yanığı gibi yanması, deride kızarıklık biçiminde görülen yanıktır. Önemli kabul edilmez. 2. derece yanık; Su toplanarak derinin kabarcıklanması biçiminde meydana gelen yanıktır. Acı verir. 3. derece yanık; Derinin kömürleşecek derecede kavrulması biçiminde meydana gelen yanıktır.
Yanık tedavisi tıbbın diğer bölümlerinden tamamen ayrı ve karakteristik işlemleri olan bir tedavi biçimidir. Ülkemizde askeri amaçlı olarak İstanbul GATA’ da, Ankara GATA’ da bir de ayrıca Adana’da olmak üzere üç yerde ve çok sınırlı yatak kapasiteli Yanık Tedavi Merkezleri vardır. Çok masraflı ve zahmetli olması nedeniyle başka tıp fakültelerinde ve hastanelerde böyle bir merkez kurulmamıştır. Bu çok büyük bir eksikliktir. Mutlaka her ilde yeterli kapasitede Yanık Tedavi Merkezleri kurulmalıdır.
Ayrıca yangın yerinde oluşan kızgın hava kısa süre de olsa solunduğunda, solunum alanlarında yanmaya neden olmaktadır. İç yanık denilen bu hadise burun kıllarının yanmış olması ile teşhis edilmekte ve bu yanık karşısında tıbben yapılabilecek bir şey kalmamaktadır.
Yangın yerinde oluşan yüksek sıcaklık ve alev tehlikesine karşı yanmaya dayanıklı elbise, başlık ve eldiven giyilmelidir. Ayrıca hava tüplü solunum cihazı ve maskesi; yüz, göz yanıklarına ve iç yanığa karşı son derece önemli koruyucu görev yapmaktadır.




3- YANGIN BİLEŞENLERİNİN YANGININ YAYILMASINA ETKİLERİ

Yangın bileşenleri olan Yanıcı Maddenin cinsi, miktarı ve dağılımı, Oksijen veya havanın oranı, hava büyüklüğü, rüzgarın olup olmayışı ve Isı transferi gibi faktörler yangının yayılmasını etkilemektedirler.

3-1- YANICI MADDE;
Yanıcı maddenin cinsine bağlı olarak; Alevlenme Kabiliyeti, Tutuşma Sıcaklığı, Nem Oranı, Yüzey Kütle Oranı, Isıl Değeri gibi karakteristik özellikleri yangının büyümesini ve yayılmasını etkileyen faktörlerdir.
Yanıcı maddenin miktarına bağlı olarak; Yangın Potansiyeli, Yangın Yükü ve Yangın Yükü İndeksi gibi parametreler; Yanıcı maddenin dağılımı ile alakalı olarak; İmar Sıklığı, Yangın Bölmeleri, Yangına Karşı Bırakılacak Boşluk gibi faktörler yayılmayı etkilemektedirler.

3-2- OKSİJEN veya HAVA

Beşte biri oksijen olan hava, yangının büyümesini ve yayılmasını etkileyen en önemli faktördür.
Yangın yerindeki Hava Büyüklüğü, Tabii Rüzgar ve Şiddetli Rüzgar varlığı, Oksijen Üreten Kimyasal Reaksiyonların olması, Yanıcı Madde - Oksijen Oranı gibi faktörler etkendir.
Oksijenin oranı yükseldikçe yanma hızı ve ısısı artar. Birine normal hava diğerine saf oksijen verilen iki odun yığını karşılaştırılırsa yanma hızının ve yanma ısısının değiştiğini görebiliriz. Rüzgâr belirli bir zaman biriminde ateşe daha fazla oksijen verdiğinden körükleyici etki yapar. Şiddetli rüzgarla yayılan yangınlar çok zor kontrol altına alınabilir.

Yangının yayılmasında yangın odasının büyüklüğü de önem taşır. Oda büyüdükçe oksijen oranı da artar. Büyük odalarda (bodrum yangını-tiyatroda sahne yangını gibi) yangın daha çabuk yayılır.




3-3- ISI TRANSFERİ

Eksotermik bir kimyasal reaksiyon olan yangın, sürekli ısı üretmekte ve zincirleme şekilde bitişikteki maddeleri tutuşma sıcaklığına ulaştırarak büyümekte ve yayılmaktadır. Bu herkes tarafından kolayca anlaşılmaktadır. Ayrıca bitişik olmayan maddelerin tutuşma sıcaklığına ulaşarak yanmaya başlaması söz konusudur ki bu ancak tecrübeli itfaiyecilerce veya ısı transferi bilgisi ile anlaşılır.

3-3-1- İletimle Isı Transferi (Conduction) ‘nde arada iletken vardır. Mesela kötü bir iletken olan "beton duvar" yangın odasındaki ısıyı diğer odaya iletir. Duvarın öbür tarafındaki duvar kağıdı, yaslanmış dolap, sandalye gibi yanıcı maddeler tutuşma sıcaklığına ısınır ve yanar. İtfaiyeci bunu bildiği için henüz hiçbir yanma belirtisi olmayan duvara su sıkarak soğutma yapar.



3-3-2- Taşınımla Isı Transferi (Convection) ‘nde arada gaz yada sıvı akışkan vardır. Mesela yangın ürünü olan kızgın duman, baca etkisi ile yükselerek üst katlara ısı aktarmakta ve yangını taşımaktadır. Akışkan tahliyesi (ventilasyon) gerekir.

3-3-3- Işınımla Isı Transferi (Radiation) ‘nde arada iletken veya akışkan olmadığı halde güneş örneğinde olduğu gibi ısı ışın olarak yayılmakta ve karşısındaki maddeyi tutuşma sıcaklığına yükseltmektedir. Işınım okları dik olarak ulaşırsa (ekvator gibi) etkili olmakta, yatay ulaşırsa (kutuplar gibi) etkisiz olmaktadır. Beyaz ve açık renkler ışınımı yansıtmakta, Siyah ve koyu renkler ışınımı soğurmaktadır. Işınım bütün istikametlere doğru, mesafenin karesiyle ters orantılı olarak yayılır.
Rüzgar ters yönden esse dahi yangın, ışınımla etraftaki binalara ısı aktarır. Etraftaki binaları soğutmak gerekir.

4- YANGININ SAFHALARINDAKİ TEHLİKELER

Yangının başlangıç, gelişme ve sonuç safhalarında ayrı ayrı davranış biçimleri ve tehlikeler oluşmaktadır.

4-1- Başlangıç Safhasında Alev Dili Tehlikesi (Flame-over); Başlangıç safhasında Oksijen yeterli ama ısı yetersiz olduğundan tam yanma olmuyor. Yarım yanmış gazlar sıcaklıklarından dolayı yükselip dolaşırlarken, uygun oksijen + sıcaklık oranını buldukları yerde kısa süreli olarak alev dili şeklinde yanıyorlar (Flame-over). Başlangıç evresinde itfaiyeciler müdahale ederken eğilerek, hatta çömelerek çalışmaları gerekiyor. Çünkü yukarılarda her an bir alev dili şeklinde yanabilecek yarım yanmış gazlardan oluşan duman dolaşmaktadır. Böyle durumlarda da hava tüplü solunum cihazı koruyucu görev yapmaktadır.

4-2- Denge Safhasında Bütün Eşyaların Birden Tutuşması Tehlikesi (Flash-over); Denge safhasında ısı yeterli, oksijen yeterli, duman az ve hemen hemen tam yanma oluyor. Yükselen sıcak hava konveksiyonla odada dolaşarak bütün yanıcı maddeleri tutuşma sıcaklığına yükseltiyor. Bir anda tüm maddeler tutuşuyor (Flash-over). İtfaiyecinin birden alevlerin ortasında kalma tehlikesi var. Temkinli ve soğutarak ilerleme veya dışarıdan müdahale gerekiyor.



4-3- Sıcak Tütme Safhasında Yangın Patlaması Tehlikesi (Backdraft); Sobanın gece uyutulmasına benzeyen ve Korlaşma Safhası da denilen bu safhada Isı yüksek, İlerleyen yangın oksijeni azalttığından oksijen yetersiz, yarım yanma yani sıcak tütme devam ediyor. Odayı basınçlı bir şekilde bu yarım yanmış gazlar dolduruyor. Kapı pencere açıldığında oksijen giriyor ve oda patlıyor (Backdraft). Bu İtfaiyeciler için en büyük tehlikedir.

İslerden kararmış camlar, alev azlığı, duman çokluğu, kapının çok sıcak olması, aralıklardan puflayan duman ve homurtular backdraftın habercisidir. İtfaiyeciler backdraft öncesini tesbit etmeli, kapı ve pencereden direk girmemeli, önce çatıdan gaz tahliyesi (Vantilasyon) yapmalıdırlar.

5- ZEHİRLİ GAZLARIN OLUŞTURDUĞU SOLUNUM ZORLUĞU TEHLİKESİ

Yangın yerinde meydana gelen ölüm olaylarının çoğu zehirli gazlar sebebiyle olmaktadır. Zehirlenme çoğunlukla soluma, nadiren de deriden soğurma yoluyla olur.
Zehirli gazları tesirlerine göre üç gruba ayırabiliriz;
5-1- 1.Grup Zehirli Gazlar; Kendisi zehirli olmadığı halde bulundukları yerlerde oksijeni ittikleri için boğulmaya neden olurlar.
Oksijen oranı % 16’ nın altındaki hava, insan vücudu için yetersizdir. Oksijenin dışındaki bütün gazlar bu açıdan zehirli kabul edilir. Bu gruba giren gazlar: Su Buharı, Azot, Asal Gazlar (Helyum, Neon, Argon, Kripton, Xenon), Hidrojen, Metan, Etan, Propan v.b.

1. grup zehirli gazların bulunduğu yangın yerlerine ancak ağır solunum cihazları (Hava tüplü) ile girilmelidir. Hafif solunum cihazlarının (filtreli maske) oksijen olmayan yerde hiçbir anlamı olmayacaktır.
Boğucu gazların tesiri altındaki odalar derhal havalandırılmalı, tesir altında kalan kazazedeler derhal temiz havaya çıkarılmalı, Rahat nefes alabilmeleri için yatırılmalı, kolu ve yakası gevşetilmeli ve oksijen verilmelidir. Hayat belirtisi görülmeyen kazazedeye suni teneffüs yaptırılmalı, vücut ısısını kaybetmemesi için üzeri örtülmelidir. Yangın yerinde bulunması gereken ambulansın önemi burada ortaya çıkmaktadır.

5-2- 2. Grup Zehirli Gazlar; Nefes yollarını tahriş ederler, göz ve deriye de zarar verirler. Bunlar asidik ve bazik gazlardır; Hidroklorik Asit (HCl), Nitrik Asit (HNO3), Formik Asit (HCOOH), Asetik Asit (CH3COOH), Propiyonik Asit (CH3CH2COOH), Klor (Cl2), Kızgın hava, Amonyak (NH3), Aminler (R-NH2), Hidrazin (H2N-NH2), Azotdioksit (NO2), Azot Monoksit (N2O), Kükürtdioksit (SO2) v.b.
2. grup zehirli gazların bulunduğu yangın yerlerine de her ihtimale karşı yine hava tüplü solunum cihazları ile girilmelidir.
Aynı ilkyardım işlemlerine ilaveten kazazedenin yüzü gözü yıkanmalıdır. Tıbbi tedaviye gönderilmelidir.

5-3- 3.Grup Zehirli Gazlar; Kana, sinir sistemine ve hücrelere tesir ederler. Bu gruba giren gazlar; Karbon Monoksit (CO): Hemen her yangında ortaya çıkar. Kan zehiridir. Akciğerlerden hücrelere oksijen taşıyan hemoglobinle birleşerek karboksi hemoglobin kompleksini oluşturur. Kandaki oksijen taşıyıcı yok edilmiş olur. Hidrojen Siyanür (HCN) benzer şekilde kompleks yapmaktadır. Kükürt Karbonat (CS2) ve Hidrojen Sülfür (H2S) sinir zehiridirler. Merkezi sinir sistemini tahrip edip ölüme neden olurlar.
3.grup zehirli gazların bulunduğu yangın yerlerinde düşük dozajlarda özel filtreli maskeler kullanılabilirse de her ihtimale karşı hava tüplü solunum cihazları kullanılmalıdır.
CO zehirlenmesi ile kandaki hemoglobinin 2/3 ‘ünde dönüşüm olmuşsa, artık kazazedeye saf oksijen vermenin bile hiçbir faydası olmayacaktır.

5-4- Piroliz ve Ayrılma ile Tehlikenin artışı; Yangın yerindeki yüksek sıcaklık nedeniyle bazı gazların, zehirleme etkisi daha fazla ürünler oluşturduğu bilinmelidir. Karbontetraklorür (CCl4) [Halon 104, Yangın söndürücü olarak kullanılıyordu, yasaklandı] kızgın demire püskürtüldüğünde çok zehirli olan fosgen (COCl2) oluşur. Diğer halojenlerde de benzer şekilde daha zehirli ürünler oluşur.

YANAN MALZEMENİN ÖZELLİĞİNE GÖRE ÇIKAN ZEHİRLİ GAZLAR

A- Ahşap, Kağıt Ve Pamuk Yangınlarında;
 Karbonmonoksit (CO): Tehlike sınırı 50 ppm veya 55 mg/m3, yüksek derecede zehirli.
 Formaldehit CH2O: Tehlike sınırı 2 ppm veya 3mg/m3
 Formik Asit HCOOH: Tehlike sınırı 5 ppm veya 20 mg/m3 son derece zehirli.
 Metilalkol CH3OH: Tehlike sınırı 20 ppm veya 260 mg/m3
 Asetik asit CH3COOH: Tehlike sınırı 10 ppm veya 25 mg/m3

B- Plastik Yangınlarında;
 Karbonmonoksit CO: Yukarda ifade edildi.
 Hidroklorik asit HCI: Tehlike sınırı 5 ppm veya 7 mg/m3
 Hidrojen siyanür HCN: Tehlike sınırı 10 ppm veya 7 mg/m3 son derece zehirli.)
 Azot oksitler N2O veya NO2: Tehlike sınırı 5 ppm veya 9 mg/m3 son derece zehirli.

C- Kauçuk Yangınlarında;
 Karbonmonoksit CO: Yukarda ifade edildi.
 Kükürtdioksit SO2: Tehlike sınırı 5 ppm veya 13 mg/m3 son derece zehirli.
 Kükürtlü Hidrojen H2S : Tehlike sınırı 10 ppm veya 15 mg/m3 son derece zehirli.

D- İpek Yangınlarında;
 Amonyak: NH3: Tehlike sınırı 25 ppm veya 18 mg/m3
 Hidrojen siyanür HCN: Tehlike sınırı 10 ppm veya 18 mg/m3 Karbonmonoksitten 10 kat daha zehirlidir.

E -Yün Yangınlarında;
 Karbonmonoksit: Yukarıda ifade edildi.
 Kükürtlü hidrojen: Tehlike sınırı 10 ppm veya 15 mg/m3 son derece zehirli.
 Kükürtdioksit: Tehlike sınırı 5 ppm veya 13 mg/m3 son derece zehirli
 Hidrojensiyanür HCN: Yukarıda tarif edildi.



6-PATLAMA TEHLİKESİ
Yangın yerindeki en büyük tehlikelerden biri de patlama tehlikesidir.




6-1- Fiziksel Patlama; Yangın yerinde içinde yanıcı gaz olsun olmasın bütün basınçlı kaplar fiziksel patlama tehlikesi oluştururlar. Yangın söndürme tüpleri, deodorantlar, düdüklü tencere, LPG tüpleri içlerindeki gazın artan sıcaklıkla genleşmesi sonucu, çeperlerin taşıyabileceği basıncı aştığında en zayıf yerinden, genellikle ısındığı taraftan patlar. Dış kabı aksi istikamete doğru şarapnel tesiri ile fırlar. Tüpler soğutulduktan sonra yangın mahallinden çıkartılmalıdır.



6-2- Kimyasal Patlama; a- Patlayıcı Maddelerin patlaması; Yangın yerinde patlayıcı maddeler olabilir. Isı ve ateşin ulaşması sonucu patlama meydana gelir. b- Oda patlaması; Yanıcı gazların alt ve üst patlama sınırları vardır. Kapalı hacimde var olan veya açığa çıkan yanıcı gazların konsantrasyonu bu patlama sınırları arasına ulaşırsa en ufak bir kıvılcımla bile oda patlaması meydana gelir.
c-Yangın patlaması; oda içindeki yarım yanmış, basınçlı ve yüksek sıcaklıktaki
gazların odaya oksijen girmesi sonucu patlaması (Backdraft) 4-3 ‘de anlatılmıştı.




7- ÇÖKME TEHLİKESİ

Yangın yerinde çökme tehlikesi ile sık karşılaşılır. Çökmeyi kullanılan malzeme ve yapı cinsi önemli ölçüde belirler. Yapı malzemeleri olarak ; ağaç, döküm, çelik, taş ve tuğlayı inceleyebiliriz.
Ağaç; esnekliği, çekme mukavemeti, ısıl yalıtkanlığı ve yüksek basınç dayanıklılığı nedeniyle avantajlıdır. Ayrıca çökme öncesinde çatırdaması itfaiyeciler için uyarı niteliği taşır. Yalnız yanıcı olması nedeniyle taşıma gücünü tehlikeli bir şekilde kaybeder. Özellikle çatılarda, bağlantı noktalarında yanma olursa çökme oluşur.

Döküm; sıcaklığa karşı çok ılımlı davranır. 4OO °C sıcaklıktan sonra döküm çeliğe nazaran daha az olarak taşıma gücünü kaybetmeye başlar. 11OO °C sıcaklıkta ise herhangi bir dış değişiklik göstermeden taşıma gücü tamamen ve ani bir şekilde kaybolur. Bu olay ısınmış yapı malzemelerinin ani soğumasına neden olabilecek şekilde su sıkılması durumunda daha düşük derecelerde de gerçekleşir.

Çelik; çok yüksek ısı iletimine sahiptir. Isınma durumunda gerilme sınırını çok kolay aşabilir. Gerilme sınırı aşıldığında gerilme esnekliği kaybolur. Ve kalıcı şekil değişmeleri meydana gelir. Çok zayıf olan ve basınç altında bulunan yapı kısımları yüksek sıcaklıklarda ortadan katlanır. Basınç altındaki parçalar ise uzar ve birleşim noktalarında değişiklikler meydana getirir. Bu durumda bütün konstrüksiyonu ve çevirme duvarlarını yıkabilecek güçte kuvvet meydana gelir. Çelik, sıcaklık yükseldikçe sağlamlığını ve taşıyıcılığını kaybeder.



ÇELİĞİN MUKAVEMETİNİ 650 C KAYBETMESİYLE İKİZ KULELERİN ÇÖKMESİ

Taş; yangın durumunda çok olumsuz davranır. Tabii taşlar serttir. Yüksek basınç mukavemetine sahiptir. Isı iletme oranları çok düşüktür. Isınan taşların içinde bulunan Kuvars(SiO2) kristalleri diğer parçalar gibi genleşemediği için özellikle ani soğumalarda maddenin değişikliğine yol açar. Granit soğutma suyu ile karşılaştığında cam gibi çatlar.
Tuğla ve Briket; Sıcaklığa karşı tutumları daha iyidir. Bu malzemeler imal edilirken yüksek sıcaklık altında pişirildiklerinden ısıya karşı mukavemetlidirler. Bu suni taşlar ateşe dayanıklı yapı malzemeleri olarak kulanım alanları bulur. Ayrıca ateşe çok dayanıklı refrakter tuğlalar yüksek sıcaklık işlemleri için kullanılmaktadır.
Dört türlü yapı şekli vardır. 1-Ahşap yapılar 2-Bağdadi yapılar 3-Kagir yapılar(Yığma) 4-Ateşe dayanıklı, betonarme yapılar.
1-Bazı tarihi binalar, kulübe ve yazlıklar ahşap yapı türünün kullanıldığı yapılardır ve özellikle tek katlı olarak yapılanlar için çökme tehlikesi çok azdır.
2-Bağdadi yapı şekli aslen ahşap olup duvarları ve bazı aksamı sıvalarla takviye edilmiştir. Şehirlerde ve taşralarda üç ile dört kat yüksekliğinde sık sık rastlanır. Çökme tehlikesi çok yüksektir.
3-Kagir yapı türleri bulunduktan ikinci dünya savaşına kadar sıkça kullanılmıştır. Bu yapıların özellikleri; duvarlarının ateşe dayanıklı tuğladan; yer, tavan, merdiven ve çatısının ağaçtan yapılmış olmasıdır. Çökme tehlikesi çok fazladır.




4-Betonarme binalarda duvarlar tuğla veya betondan, tavanlar ise çelik veya betondan yapılmıştır. Bazı binalarda çatılar dahi çelik veya çelik beton konstrüksiyondan yapılmıştır. Bu binaların merdivenleri de kaçma ve müdahale yolu olarak ateşe dayanıklıdırlar.
Çökmenin birinci sebebi, yüksek sıcaklıktan dolayı yapı malzemelerinin taşıma gücünün zayıflamasıdır; Ahşap binalarda; direk, bağlantı ve kirişlerin yanması sonucu, betonarme binalarda kolan ve kirişlerdeki demirin yumuşaması ve taşıyıcı özelliğini kaybetmesi ile, betonun 500 o C sıcaklıktan sonra tozlaşması ve ayrışması ile çökme oluşur.
Çökmenin diğer sebebi ise çeşitli nedenlerle oluşan basınç ve kuvvetlerdir; Taşların iç gerginlik sonucu çatlaması ile, Isıdan dolayı oda hacminin genişlemesi ve uzama, gerilme ile, patlamadan dolayı gelen yüksek basınç ile, uzun süre sıkılan söndürme suyunun oluşturduğu fazla ağırlık ile ve su emici maddelerin şişerek oluşturduğu kuvvetlerle yan duvarları yıkması sonucu çökme oluşur.
İtfaiye erinin çökmeye karşı kişisel koruma tedbiri itfaiye miğferidir. Tehlikede bulunan ekipler derhal geri çekilmelidir.

8- ELEKTRİK TEHLİKESİ

Yangın yerindeki elektrik kaçağı itfaiyeciyi tehdit eden en büyük tehlikelerdendir. İtfaiyecinin en büyük silahı sudur ve su da elektriği iletir. Dolayısıyla su sıkarken çarpılma ve ayrıca dokunarak çarpılma tehlikesi vardır. Elektrik kurumu tarafından aksi belirtilmedikçe tüm teller ve metal kısımlar elektrikli olarak kabul edilmelidir. Sarkan kablo, metal gaz, su ve kalorifer boruları ve demir çitlerden uzak durulmalıdır.




Yangın yerinde önce elektrik şalteri indirilerek veya sigorta sökülerek, mümkün değilse elektrik kurumundan yardım istenerek elektrik kesilmelidir.
Bu arada elektrik kesildiği için gündüz penceresiz odalarda ve zemin altındaki katlarda, gece tüm yangın yerinde gizli karanlık tehlikesi oluşur. Bu nedenle el feneri bulundurulmalıdır.





Elektrik tehlikesi tehdidi altındaki yangın yerlerinde kuru elbise ve yalıtkan eldiven ile çalışılmalıdır. Kazazedeye dokunmak hatta yaklaşmak bile tehlikeli olabilir. Önce elektrik kesilmeli, kesilemiyorsa kuru odun, kuru elbise gibi tamponlar aracılığıyla kazazede elektrikli kısımdan uzaklaştırılmalıdır.




9- KİMYASAL TEHLİKE

Yangın yerinde tehlikeli kimyasal maddeler bulunabilir. Tehlikeli kimyasal maddelerin çoğunluğunu tahriş edici kimyasal maddeler oluşturur. Bunlardan gaz olanlar 5.bölümde 2.grup zehirli gazlar bahsinde anlatıldı.

9-1- Su İle Reaksiyona Girerek Yanıcı Gaz Üreten Maddeler

Sodyum, Potasyum, Kalsiyum metalleri, bu metallerin peroksitleri ve karpit gibi maddeler su ile temas ettiklerinde Hidrojen gazı oluştururlar. Yanma patlama şeklinde olur. Bu nedenle yangında bu maddelere kesinlikle su sıkılmamalıdır. Bu maddeler tamamen havasız ortamda saklanmalıdır.

9-2- Zehirleyici Kimyasal Maddeler;

Kurşun tozu (Pb), Cıva (Hg) ve Fosfor (P) açık yaralardan ve mide bağırsak yolu ile insan vücuduna girip zehirleyebilirler. PVC yandığı zaman Hidroklorik Asit (HCl) çıkarır. Hidrojen Siyanür (HCN), Metil Bromür (CH3Br, [Halon 1001]) ve Karbon Tetraklorür (CCl4, [Halon 104]) deri yolu ile vücuda girebilen zehirli maddelerdir. Bu konuda Uludağ Üniversitesi Zehir Danışma Merkezi 365 gün/24 saat hizmet vermektedir. (Tel: +90 224 442 82 93)







9-3- Radyoaktif Maddeler

Atomların parçalanması esnasında çekirdeklerinden çeşitli ışınlar yayılır. Bu ışınlar alfa (a), beta (b) ve gama (g) diye adlandırılmıştır. Alfa ve beta ışınları yüklü partiküllerdir. Gama ışınları ise röntgen ışınlarına benzeyen kısa dalgalı ve giriş (yarma, nüfuz) gücü yüksek ve uzun menzilli elektromanyetik dalgalardır.
Gama kaynağı olarak Kobalt Altmış (Co-60), İridyum (Ir-192) ve Sezyum (Cs-137) kullanılmaktadır. Endüstride; seviye, kalınlık ölçme, kaynak ve dikiş kontrolü için radyografi (gamagrafi) şeklinde, tıpta teşhis ve tedavi amaçlı olarak radyoterapi’de kullanılmaktadır. Ayrıca kriminolojide, jeolojide v.b. kullanım alanları vardır. Bunlardan aktivitesi yüksek ve sürekli aktif kaynak olarak sadece radyoterapi merkezleri tehlike oluşturabilir. İstanbul’da 3’ü özel olmak üzere 10 hastanede gama ışını ile tedavi yapan radyoterapi merkezi vardır. Yalnız bunlar son derece güvenli korunmaya sahiptirler. Konu ile ilgili kurum İstanbul’daki Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi (ÇNAEM) dir. [Tel: 0.212.548 40 50 (6 hat)] Merkez yetkilileri bugüne kadar böyle bir tehlike ile karşılaşılmadığını söylemektedirler. Ankara'da da Ankara Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi (ANAEM) bu konuda görev yapmaktadır.

Alfa, beta ve gama ışınlarına iyonize ışınlar denir. Bu ışınlar insan vücudundan geçerlerken atom ve moleküllerdeki elektronları yerinden koparmak suretiyle iyonize ettikleri için ışın hastalıklarına yol açar. Işın hastalıkları akut ve kronik diye ikiye ayrılır. Akut olarak; kusma, ishal, ağız ve gırtlak iltihabı, burun kanaması ve ateşlenme ortaya çıkar. Kronik hastalıklar olarak kısırlık, kanser, karaciğer hastalıkları, kanda değişme ve erken yaşlanma sayılabilir. Ayrıca ırsi (genetik) tesirleri olup, sakat doğumlara yol açtığı için müdahale eden itfaiyecilerin 45 yaşın üzerinde olmasına ve kısa sürelerle nöbetleşe çalışılmasına dikkat edilir.

Alfa ışınları ancak deriyle direkt temas halinde tehlike oluşturur. Beta ışınları çok yakın mesafede tesir edebilir. Ancak gama ışınları uzak mesafelere de tesir eder. "İyonize hava" elektriği ilettiği için Radyakmetreler veya Otomatik İyonize Yangın İkaz Sistemleri tarafından kolayca algılanır. Etkilenmeyi ve korunmayı 1- Uzaklık, 2- Zaman ve 3- Zırh faktörleri belirlemektedir. Alfa, beta ve gama ışınları ile karşılaşma ihtimali varsa uzaktan müdahale en iyi korunma tedbiridir. Bu arada Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezinden uzman ekip istenmelidir. Ancak insan hayatı söz konusu ise veya önemli bir tehlikeyi ortadan kaldırmak için kısa süreli müdahale düşünülebilir. Alfa ve beta ışınlarına karşı korunmak kolaydır. Ancak bu ışınları yayan kaynakların yani radyoaktif maddelerin teneffüs edilmemeleri gerekir. Normal elbise bile alfa ışınları için iyi, beta ışınları için kısmi koruyucudur. Gama ışınları için kurşuna batırılmış veya kurşunla kaplı elbiseler bile çok az koruyucu görev yapar. Gama ışınlarının oluşabileceği yerlerde koruyucu duvar örebilmek için kurşunlu tuğla bulundurmak gerekir. Radyoaktif maddelerin sindirim ve solunum yolu ile vücuda girmemeleri için hava tüplü solunum cihazları mutlaka kullanılmalıdır.

9-4- Tahriş Edici Sıvı Kimyasal Maddeler;

Tahriş edici maddeler arasında sıvılar deriye daha derinden nüfuz edebildiklerinden daha tehlikelidirler. Bunlar çoğunlukla kuvvetli asitler ve kuvvetli bazlardır; Nitrik Asit (HNO3), Hidroklorik Asit (HCl), Sulfirik Asit (H2SO4), Hidroflorik Asit (HF), Sodyum Hidroksit [Sudkostik] (NaOH) v.b.





Tahriş Edici Katı Kimyasal Maddeler de uzun süre aynı yerde kaldıklarında hücrelerin salgıladıkları sıvılarla çözünerek tahriş etkisi gösterirler. Katı olarak; Hidroksitli Kireç (KOH), Katı Sodyum Hidroksit [Südkostik] (NaOH), Söndürülmemiş Kireç (CaO), Toz halinde Kalsiyum Karpit (CaC2) v.b.

Tahriş edici kimyasal maddeler göz için en büyük tehlikeyi teşkil eder. Bir damlası dahi gözü kör edebilir. Bu yüzden bu tür tehlikelerin tehdidi altındaki yangın yerlerinde; gözleri korumak için maske, elleri ve ayakları korumak için lastik veya plastik eldiven ve çizme kullanılmalı, deri eldiven ve ayakkabı kullanılmamalıdır. Çünkü deri tahriş edici maddeyi içine çekeceğinden çok tehlikelidir. Özel durumlarda plastik veya özel kaplanmış komple elbiseler kullanılmalı ve koruyucu elbisenin pantolon paçasının çizmenin üzerine taşmasına dikkat edilmelidir.

Kimyasal yangınlar ve Kimyasal A tipi elbise kullanımı hakkında bilgi bakınız

www.ahmetsertkan.com

http://www.ahmetsertkan.com/2008/06/itfaiyeci-koruyucu-giysileri_26.html

Ahmet SERTKAN
YANGIN UZMANI





Devamını okuyun...>>
TRİAJ
Pearl Harbor'da saldırının ardından hemşire Evelyn (Kate Beckinsale) akın, akın Donanma revirine getirilen yaralıları öncelik sırasına göre işaretlemek ister, malzeme bulamayınca cebinden kırmızı rujunu çıkarır ve acil olanların alınlarını işaretler.
Bu Dünyadaki ilk triaj uygulaması kabul edilir.

Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliğine göre ;
Triaj:
Çok sayıda hasta ve yaralının bulunduğu durumlarda, bunlardan öncelikli tedavi ve nakil edilmesi gerekenlerin tespiti amacıyla, olay yerinde ve bunların ulaştırıldığı her sağlık kuruluşunda yapılan hızlı seçme ve kodlama işlemidir.



Acil durumlarda muhakkak uygulama gerektirir. Çoğu kez 112 yetişene kadar yada yetersiz kaldığı durumlarda itfaiye ve polis tarafından da uygulama gerekmektedir.Acil durum ekiplerinde yer alan her bireyin, görevlinin konu hakkında bilgi sahibi olması hayati öneme sahiptir.

Acil durum,
Anında, hemen müdahale ya da reaksiyon gerektiren, beklenmeyen ve ciddi olay ya da durumlara denir.

Yaralanma, kalp krizi, mahsur kalma, yangın, ev-iş kazaları ya da trafik kazaları gibi bir çok durum, olayın ciddiyetine göre acil durum sayılabilir ve polis, itfaiye, sağlık ekibi gibi acil durum servislerinin müdahalesini gerektirebilir.
Türkiye'de itfaiye, jandarma, polis, sağlık bakanlığı gibi kurumlarca kullanılan değişik acil durum telefon numaralarının haricinde, "her durum" için kullanılabilecek 112 acil durum numarası mevcuttur.

Acil durum numaralarının tamamı, gerek sabit, gerek cep telefonları ve gerekse telefon kulübelerinden "ücretsiz" olarak aranabilir. Bunun yanısıra acil durum servisleri arandığında operator otomatik olarak arayan kişinin yerini belirler.



Triaj, Fransızca’dan gelen ve kökeni Trier olan; ayıklamak, ayırmak anlamına gelen bir kelimedir. Triaj günümüzde, acil servislere başvuran hastaların aciliyetinin belirlenmesi amacıyla kullanılabildiği gibi; çok fazla kişinin etkilendiği ve afet olarak adlandırılan durumlarda daha etkili bakım vermek amacıyla, etkilenenlerin sınıflandırılması için de kullanılmaktadır. Acil servise gelen hastalara, acil servis deneyimli ve bu konuda özel eğitim almış hemşire tarafından gerçekleştirilen triaj, Türkiye’de henüz gerçek anlamda uygulanmamaktadır; zaten bu uygulama bizim konu alanımızın da dışındadır. Hastane öncesi acil bakımda, genellikle afet durumlarında uygulanan triajla karşılaşılmaktadır.

Afetlerdeki triajda amaç, mümkün olduğu kadar fazla sayıda hastaya yardımcı olmaktır. Fazla sayıda insanı kurtarabilmenin koşulu, belli ilkelere ve ölçütlere bağlı kalmaktır. Çünkü triajda, birkaç ağır hastayı kurtarma uğruna, diğer tarafta yüzlerce hastanın ölmesine izin verilemez, o nedenle triajda mümkün olduğunca deneyimli kişiler görevlendirilmelidir. Triaj, acımasız gibi görünen ancak akla dayalı kuralları olan, zor bir sistemdir; genel kuralı: hastaları sınıfla-değerlendir-öncelikleri belirle.

Afet yerine gelen ilk ekip daima kumandayı ele alarak düzenlemeleri yapar, Her yeni gelen ekip bu düzenlemelere göre görev almalıdır.
Kumanda eden ekip, hasta bakma konusunda aceleci davranmaz. Olay yerini önce dikkatlice inceler ve aşağıdaki soruların yanıtlarını belirler;
Olay yerinde herhangi bir tehlike oluşturacak unsur var mı?
Acil bakım için gerekli unsurlar ?
Kişileri kurtarma ve olay yerinden uzaklaştırma ?
Hastalara/kazazedelere gereken müdahaleyi yapma ve nakil ?



GÜVENLİK /EMNİYET
Ambulans olay yerine gider gitmez Paramedik, çevrenin ne kadar güvenli olduğunu tesbit ederek ona göre düzenleme yapar. Çünkü, kendi güvenliği ne kadar emniyette olursa, onun yardımını bekleyen insanlara o kadar rahat hizmet sunabilir. Aracınızı park ederken mutlaka aşağıdaki unsurları göz önünde tutun:
Kopmuş elektrik tellerinden mümkün olduğunca uzak olsun

Çevrede zehirli gaz varsa veya toz, toprak uçuşuyorsa, rüzgarın estiği yönün tersine park edin ki toprak ya da gaz size doğru gelmesin
Yanan araçlardan 30-40 metre uzaklıkta olsun
Patlayıcı maddelerden 700 metre uzaklıkta olsun

Triaj alanı, güvenli, görülebilir, ulaşılabilir; çok sayıda kişiyi alabilecek kadar geniş olmalıdır. Bu alan, bir stadyum, boş bahçe veya park olabilir. Yapısal sorunlara karşı başka bir alternatif alan belirlenmelidir.


GÖREVLENDİRMELER
İlk gelen ambulanstaki görevlilerin komutayı ele almaları ve en deneyimli elemanlarını triaj ile görevlendirmeleri gerekmektedir. ilk gelen bu grup, komuta görevini üstlendiği ve diğer gelenleri yönlendireceği için, olay yerini en son terk edecek grup olacaktır.

Bir komutan ve birden çok nefer olmalıdır ki amaca ulaşılabilsin; herkes emir vermeye çalışırsa iş yapacak kimse kalmaz, oysa burada işin yapılması önemlidir.
Her gelen yeni grup, triaj görevlisinin yönlendirdiği kişilere bakım verecek, verilen görevi tamamlandığında yine triaj görevlisine rapor verecektir.







ÖNCELİKLİ HASTALARI/YARALILARI BELİRLEME
Triyaj(öncelikleri saptama), baştan ayağa hasta değerlendirmesini etkili bir şekilde kullanmaya, tanıya götüren bulguları hemen fark etmeye ve hastada oluşabilecek değişikliklerin anında farkına varılarak bunları değerlendirmek suretiyle bakım vermeye (bunun için, iyi bir hastane öncesi acil bakım bilgisine) dayanan bir işlemdir.
İşlemi hızla yapabilmek için kendinize ve hastaya sorabileceğiniz bazı sorular vardır, bu soruların yanıtlarına göre de etiketleme yapabilirsiniz:

• Yürüyebiliyor mu ?
Ø Evet = HAFİF
Ø Hayır = Solunumu değerlendir (bak-dinle-hisset)
• Solunumu var mı ?
Ø Evet = Dakikadaki solunum sayısı 30 dan fazla mı ?
• Evet = İVEDİ
• Hayır = Dolaşımı değerlendir(dudak/tırnak rengi soluk mu değil mi?
Kapiller geri dolum ≤ 2 saniye mi?
Ø Hayır = Başa pozisyon ver. Solunumu var mı ?
• Evet = İVEDİ
• Hayır = ÖLÜ
• Radyal nabız alınabiliyor mu ya da kapiller geri dolum ≤ 2 saniye mi?
Ø Evet = Bilinci yerinde mi değerlendir
Ø Hayır = İVEDİ, kanaması var mı araştır
• Söylediklerinizi (kolunu kaldır, ayağını uzat vs.) yapabiliyor mu ?
Ø Evet = BEKLEYEBİLİR
Ø Hayır = İVEDİ

Triaj, süreklilik gerektiren (bir defa yapmakla tamamlanmayan) bir işlemdir. Çünkü her yaptığınız sınıflama sonucunda verilen bakım nedeniyle öncelikler değişebilir. O nedenle sürekli tekrarlanmak zorundadır. Triaj görevlisi kazazedelere uygun triaj kartı takmalı, genel durumu değerlendirmeli ve gelen yardımları doğru yönlendirmelidir.

Kazazedelerin tıbbi yardım gereksinimine göre yapılacak öncelik belirleme sıralaması ve koşulları:

1. Derecede öncelikliler: ACİL / EN ÖNCE NAKLEDİLECEK olanlardır;
Hemen ve etkili müdahale edildiğinde ve hastaneye gönderildiğinde yaşama şansı yüksek olan ağır yaralı ve ağır hastalar bu gruba girer. Bu sorunlar:
Solunum güçlüğü
Ağır şok
Durdurulamayan (kontrol altına alınamayan) kanama
Açık göğüs ya da karın yaralanması
Yüzün ya da solunum yollarının etkilendiği ağır yanıklar
Vücut yüzeyinin % 40 ndan fazlasının etkilendiği yanıklar
Ağır kafa yaralanması
Diyabetliler
Zehirlenmeler
Normal olmayan doğumlar

2. Derecede öncelikliler: GECİKTİRİLEBİLECEK olanlardır .
Bu kazazedelere alanda gerekli acil bakım verildikten veya durumlarının daha kötüleşmesi önlendikten sonra nakil için bekleyebilirler
Birinci derecede öncelikli hastalar nakledilene (2-3 saat) kadar bekleyebilecek olanlardır. Sorunları:
Müdahale edildiğinde durdurulan kanamalar
Vücut yüzeyinin % 15-40 nın etkilendiği yüzeysel yanıklar
Birden fazla kırıkların olması
Sırt/omurga yaralanmaları

3. Derecede öncelikliler: BEKLEYEBİLECEK durumda olanlardır. Acil bakım verilmese bile yaşamsal tehlikesi olmayanlar bu gruba girer. Bu kişiler, olay yerini kendileri de terkedebilecek durumdadırlar ya da olay yerinden en son nakledilebilirler. Olası sorunları:
Basit kapalı kırıklar
Önemsiz yaralar (yüzeysel – küçük çaplı ve kanama olmayan) veya önemsiz hastalıkları olanlar
Psikolojik olarak etkilenmiş ama ciddi yaralanması olmayanlar



TRİAJDA İLKELER
Kazanın ciddiyeti ve eldeki kaynaklar karşılaştırılarak örgütlenmelidir
Fazla sayıda insanın etkilendiği felaketlerde, tüm hastaların acil bakım alması mümkün değildir
Triaj görevlisi/ekibi, solunum yolunun açıklığının sağlanması haricinde acil bakım vermez: acil bakım ekibi triaj görevlilerinin hemen ardından gitmelidir
Triaj ekibi yaşam bulgularını değerlendirme yeterliliğinde olmalıdır
Triaj görevlisi çok iyi deneyime sahip sağlık personeli/paramedik olmalıdır
Triaj ekibi tüm hastalara ilk izlenim ve yaşamsal bulgular doğrultusunda sınıflayarak triaj etiketi takmalıdır; buna göre acil bakım ekibi müdahale etmelidir
Hastaların / kazazedelerin sınıflandırılması sık sık tekrarlanmalıdır
Radyasyon, biyolojik veya kimyasal zehirlenmelere maruz kalmış kazazede ve görevliler alanda temizlenmelidir/dekontamine edilmelidir.





Triaj etiketlerİ, afet esnasında, yaralanan sayısının çok olduğu durumlarda, tıbbi öncelikleri belirlemek için kullanılırlar.
Yaralanan sayısının çok olduğu durumlarda triaj ekibi tarafından genellikle hastanın solunumu (nefes alıp veriyor mu?), dolaşımı (kalbi çalışıyor mu?) ve bilinci (seslendiğimde tepki veriyor mu, “elini / sağ bacağını kaldır” şeklindeki komutlara uyabiliyor mu) değerlendirilir.
İlk önce ayakta olan ve yürüyebilen tüm hastaların olay yerini terk etmesi istenir ve bu kişilere “yeşil” / ”yürüyebilen yaralı” anlamına gelen kartlar takılır; bu kişiler ağır hastaların tümü değerlendirildikten ve tedavileri tamamlandıktan sonra değerlendirilirler.

Yürüyebilenler olay yerini terk ederken, triaj ekibi her yaralının başında dolaşarak saniyeler içinde yaralıların solunumunu, nabzını ve emirlere uyup uymadığını (bilinç durumunu) kontrol eder. Bulgularına göre de kişileri kalan 3 sınıflamaya göre etiketler.

Normal hayatta bu şikayetlerle Acil Servise başvurmuş olsalardı, yüksek öncelikli olabilirlerdi. Ancak, afet organizasyonunda bu olgular ile vakit yitirilmez. Burada amaç, kısıtlı olanaklarla en fazla insanı kurtarmak ve yaşatmak olduğu için “siyah” grubuna giren yaralılar da tedavi alanına alınmaz. Yakınları sakinleştirilmelidir. Başında mutlaka profesyonel bir sağlık görevlisi bulunmalıdır ve gerektiğinde ağrı kesici ve uyuşturucu ilaçlarla acısı dindirilmelidir.
Triaj görevlisi her zaman 50 adet numaralı etiket serisi bulundurur. Triaj esnasında önce ağır yaralı hastalar stabilize edilir, zaman kalırsa her acil hastanın bilgileri doldurulur:





TRİYAJ ETİKETİ
ÖN yüzü
a. geliş zamanı
b. tarih
c. cinsiyet
d. bilinci açıksa (veya biliniyorsa) hastanın adı
e. adresi
f. şehir, ülke
g. öncelikli yakınması/sorunu
h. triaj yapan görevlinin adı

ARKA yüzü
i. vücut şekli üzerinde yaralanmaları işaretle veya yaz
j. Aldığınız kan basıncı, nabız ve solunum sayısını sırasıyla üç kutucuğa zamanı da yazarak kaydet
k. Yapılan girişimleri, sıvı tedavisini ve zamanını
Sağlık Bakanlığının hazırlamış olduğu triyaj kartını görmek tıklayınız

TRİAJDA YAPILAN HATALAR
Yaşamsal bulgular değerlendirilmiyor ya da alınan vital bulgular göz önünde tutulmadan hasta etiketleniyor.

Hastanın alkol almış olması(ve triaj görevlisi tarafından farkına varılmaması nedeniyle) ilk triaj sınıflamasında bilinç düzeyini belirlerken hataya yol açıyor
En önemli sorunu karın ağrısı olan hastanın alanda değerlendirilmesi zordur
Kurtarma ekibi, kendilerini tanımlanmakta başarısız oluyor
Güvenlik önlemlerinin farkında olma bilinci kayboluyor
Boyun omuriliğinde sorun olanlarda vb. kafa yaralanması da olabileceği göz ardı ediliyor.

Bedensel yaralanmalar tedavi edilirken, psikolojik yaralanmalar unutuluyor

UNUTMAYIN TRİAJDA AMAÇ: EN FAZLA KİŞİYE EN FAZLA YARDIM YAPMAKTIR
Herkesi kurtaramazsınız! O nedenle en fazla kişiyi kurtarmaya çalışın.
Uzuvlardan ziyade yaşamları kurtarmaya çalışın.



HASTALARI DEĞERLENDİRİRKEN VE BELKİ DE TRİAJ İÇİN KULLANABİLECEĞİNİZ İPUÇLARI
Duyduğunuzu zannettiğiniz sözleri daima geçerli sayın; çünkü, hastalar bazen sizin duymak istediğinizi sandıkları şeyleri söyleyebilirler
Görünen ne? Genellikle görünenler hikayenin tümü değildir !!!
Meydana gelen kazanın, hastanın şu an ki sorununa sebep olduğunu hemen kabullenmeyin; tam tersi de olabilir.

Psikosomatik (psikolojik sorunlardan kaynaklanan sorunlardır; gerçek nedeni olmadığı halde sürekli karnının veya başının ağrıması gibi) hastaların çoğu organik bozukluklardan ölmektedir. Başarılı bir muayene yapılduğı varsayılsa bile… Bunun anlamı, sürekli şikayeti olan kişi ciddiye alınmazsa, gerçekten sorunu olduğunda zarar görebilir, siz de görevi ihmalden…
Hastadaki bulguları ortaya çıkarabilecek olası sorunları araştırın
Doğurganlık yaşındaki (ergenlikten-menopoza kadar olan) kadınlar, hamilelik olasılığının mümkün olmadığını söyleseler bile karın ağrılarında dikkate alın
Eğer kişi “hasta görünüyorsa” büyük olasılıkla hastadır; hasta görünmemesi ona ”bu kişi hasta değildir” demeniz için geçerli bir neden değildir.
(”Pearls” Sheehy S. adlı yazarın, Emergency Nursing and Practice, p:73)


AFET:
Türk Dil Kurumuna(TDK) göre: afet [isim (a:fet) Arapça]
1 . Doğanın sebep olduğu yıkım
2 . Kıran
3 . Çok kötü:
"Şöhret gibi servetin de afet olduğunu yeni anlıyordum."- R. N. Güntekin.
4 . mecaz Güzelliği ile insanı şaşkına çeviren, aklını başından alan kadın: "Gül yüzlü bir afetti ki her busesi lale."- Y. K. Beyatlı
5 . tıp Hastalıkların dokularda yaptığı bozukluk

doğal afetler (çokluk, isim) Önlenmesi insan eliyle olmayan, doğal güçlerin yarattığı sel, fırtına, deprem, dolu gibi felaketler, tabii afetler

Afet istasyonu (isim) Afet zamanında yardım ve kurtarma malzemelerinin kolay dağıtılabilmesi için mahallelere yerleştirilen, ısıya, ışığa ve suya dayanaklı konteyner

Afet terimi ile, eldeki olanaklarla başa çıkılamayacak bir durum ifade edilmektedir, çünkü;
• Çok fazla sayıda insan/kazazede etkilenmiştir
• Özel müdahale gerektiren durumlar söz konusudur
– Kimyasal madde kazaları
– Radyoaktif madde kazaları
– Biyolojik madde kazaları
• Kurtarma güçlükleri vardır
Eldeki malzeme ve insan kaynakları bunlara müdahaleye yetersiz kalabilir

Afette, çok fazla sayıda insanı kurtarmak için en iyi olanı yapın; mümkün olduğunca fazla sayıda insana yardımcı olmak için atacağınız adımlar :
• Yaralıları sınıflayın
• Acil bakımı yönlendirin
• Hastaneye nakilleri yönlendirin

AFET DURUMUNDA BAŞARILI OLABİLMENİN ANAHTARI
Gereksinimlerimiz nelerdir ?
Elimizin altındaki olanaklarımız nelerdir?
Var olan olanaklarımızla gereksinimleri nasıl karşılayabiliriz / en fazla insana en çok yardımı nasıl sağlayabiliriz ?
İşte bu soruların yanıtları, sizin afetlerde daha fazla insana yardımcı olabilmenizi sağlayacak anahtarlardır. Ayrıca, iyi bir plan yapmalısınız



İYİ BİR PLANLAMA. . .
Basit, gerçekçi, kısa ve öz olmalıdır.
Uygulamayı yapacak kişiler tarafından oluşturulmalıdır (itfaiyeci paramedikler için ya da paramedikler itfaiyeci için plan hazırlayamaz; her grup kendi planını oluştururken birlikte oluşturulan ortak bir planın kurallarına uyulur; ya da triaj görevlisi triajı nasıl yapacağını kendi planlamalıdır, ama bir plan yapmalıdır!)
Sorumlulukları tanımlamalı, sorumluluk alanlarını belirlemelidir.
Değişik grupların sorumlularından oluşan ortak/birleştirilmiş kumanda sistemi oluşturabilmelidir.
Bireysel görevlerin neler olduğunu eksiksiz tanımlamalıdır.
Görev alan kişilerin yapabileceklerinin en iyisini yapmasına olanak sağlamalıdır
Etkin etkileşimi sağlamalıdır.

Yaygın kullanılan (herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde olan) dil ile, iletişimin sürekliliğini sağlamalıdır.
Aynı zamanda eğitim, uygulama, değerlendirme ve düzeltme yapmaya olanak vermelidir
Hangi gereksinimlerin yerine getirildiğini kapsamalıdır.
Planı hazırlayan gitmek zorunda kaldığında, gelenin nasıl devam edeceğini göstermelidir.

AFETLERDE KOMUTA VE TRİAJ

KOMUTA
Her kazada mutlaka bir komuta sistemi oluşturulmalıdır
Özel durumlar haricindeki tüm işleyişten sorumlu olunmalıdır
Kaza yerindeki tüm gereksinimler saptanmalıdır
Kaza yerindeki öncelikler, izlenecek adımlar ve amaçlar belirlenmelidir
Kaza yerine uygun komuta sistemi tanımlanmalıdır
Kaza yerindeki duruma uygun müdahale planı yapılmalıdır
Sağlık ekibi dışında görev yapan diğer ekiplerle işbirliği yapılmalıdır
Halkı bilgilendirme konusunda birisi/birileri yetkilendirilmelidir
Komuta işleminin ne zaman sonlandırılacağı belirlenmelidir


KOMUTA ÇEŞİTLERİ
TEK ELDEN KOMUTA
Tüm olay yeri için sadece bir komutan vardır
• Kullanışlı olduğu durumlar:
– Kısa sürede bitecek kazalarda
– Sınırlı yetkilendirmelerde
– Sınırlı sorumluluklarda
• Kullanışsız olduğu durumlar:
– Çok fazla sorumluluklarda
– Aşırı yetkilendirmelerde
– Uzun zaman alacak büyük kazalarda

BİRLEŞTİRİLMİŞ KOMUTA
• Değişik ekiplerin komutanlarının bir arada çalıştığı komuta sistemidir
• Doğru yerde doğru ekibin görevlendirilmesi anlamına gelir
• İşbirliğini güçlendirir
• Dengeli karar vermeyi sağlar
• Denetimlerin daha kısa aralıklarla olmasını sağlar
• Komutada birlik sağlar

Acil durumlarda daha etkin/yararlı müdahale edebilmek amacıyla örgütlenmek şarttır. Bu örgütlenmenin daha verimli olması konusunda yapılan araştırmalar sonucunda uluslararası bir sistem oluşturulmuştur. Bu sisteme "Olay Komuta Sistemi" veya "Standard Acil Yönetim Sistemleri"denilmiştir. Bu sistemi oluşturmak için o anda olay yerinde olan ilk gönüllünün hemen "lider" konumuna geçerek, gelen ikinci kişinin de bu kişi tarafından "iletişim sorumlusu olarak görevlendirmesiyle başlar. Bu kişiler daha bilgili ve yetkili kişiler gelene kadar geçici görev yapabildikleri gibi olayı sonuna kadar götüren kişiler de olabilirler. Bu iki kişi diğer insanları görevlendirerek iki temel grup oluştururlar:
1-Operasyon kolu,
2-Lojistik kolu,




KUMANDA SİSTEMİNİN GÖREVLİLERİ

I. OLAY KOMUTANI (LİDER)
• Güvenli bir yerde komuta merkezini oluşturur
• İletişim olanaklarını (telsiz, radyo vs) kullanabilecek kişiyi gölge gibi yanında olacak şekilde görevlendirir
• Görev listesi oluşturarak alt grupları ve bu gruplarda görev yapacak kişileri belirler
• Gelen "Hasar Değerlendirme Raporları"na göre sorumlularla birlikte durum değerlendirmesi yapar
• Gelişen olayları takip eder ve işlerin gerekli düzen içinde devamını sağlar

II. İLETİŞİM
BİLGİ AKIŞINDAN SORUMLU GÖREVLİ
İletişim sorumlusu, basın sözcüsü de diyebileceğimiz bu kişi, olay komutanının gölgesi gibidir,
• Uçtaki komuta merkezindeyse, Olay Komutanı ile Acil Yönetim Merkezi arasındaki iletişimi sağlar
• Radyodaki Afet bilgilerini dinleyerek ilgili kişileri bilgilendirir
• Her olay yeri için sadece bir kişinin görevlendirilmesi yeterlidir
• Acil Yönetim Merkezinde görevliyse, basına bilgi vermek üzere görevlendirilir
• Gerektiğinde olay yerini gezmek isteyen basın mensuplarına eşlik ederek bilgi verir

EMNİYETİN SAĞLANMASINDAN SORUMLU GÖREVLİ
• Tehlikeli madde bulunan ya da güvenli olmayan yerleri(göçük veya yıkılma tehlikesi gibi) belirler
• Kişilerin güvenliğini sağlamak üzere, belirlediği sorunlara yönelik çözüm üretir ve uygular
• Olay yerindeki kazaları araştırır
• Tehlike gördüğünde, gerekiyorsa çalışmaya son verebilecek veya gerekli önlemleri sürdürecek yetkiye sahiptir

İŞBİRLİĞİNİN SAĞLANMASINDAN SORUMLU GÖREVLİ
İşbirliğini sağlayabilecek şekilde, farklı grupların merkezinde görev yapar:
• Herhangi bir grubun elemanı değildir, aksi halde görevini yerine getiremez

PSİKOLOJİK DESTEK GÖREVLİSİ
• Olay yerindeki çalışanların ruhsal durumunu gözlemler
• Çalışmalar sırasında, ilişkilerde meydana gelen patlama noktalarında, araya girerek gerginliği önlemeye çalışır
• Gerektiğinde kişilerin streslerini azaltacak önlemleri alır
• Bunalımdaki kişileri yatıştırmaya çalışır

KOMUTA MERKEZİ
• Kaza yerinin yakınındadır
• Olaya müdahale eden bütün grupların temsilcisi vardır
• Küçük ve kısa süreli olaylarda, izlenecek yol ve uygulamalara odaklanır
• Acil bakım merkezinin kurulduğu durumlarda, uygulamalara odaklanır
• “NASIL?” sorusuna yanıt saptar

ACİL BAKIM MERKEZİ
• Olay yerinden uzağa uygun bir yere kurulur
• Karmaşık, geniş alanı kaplayan veya uzun sürecek olan olaylarda kurulur
• Karar verme, planlama, destek için izlenecek yollara odaklanır
• Ulusal ve bölgesel yetkililerle işbirliği yaparlar
• “NE,NE ZAMAN,NEREYE?” sorularına yanıt saptar
• Tedavi yapmaz, etkilenen kişideki hayati tehlikeyi ortadan kaldıracak acil bakımı verir

ACİL BAKIM MERKEZİ KOMUTANI
• Durumun ne kadar iyi/kötü olduğunu belirler
• Öncelikleri saptar
– Hayat kurtarma
– Kaza yerinin istikrarını sağlama (ortam denetim altında herhangi bir tehlike yok veya tam tersi gibi)
– İdareli kullanma
• Olayın durumunu (ne kadar büyük olduğunu) ilan eder
• Gerekli yardımları belirleyerek talep eder
• Araçların(ambulans ve diğer…) toplanacağı yeri saptar; bu, triaj ve acil bakım yapılan hastaların sorunsuz bir şekilde ambulansa taşınıp, ambulansın da hiçbir engelle karşılaşmadan oradan çıkması ve geri geldiğinde girmesi açısından çok önemlidir
• Acil bakım verilecek alanı(ları) belirler; hangi kazazedelerin nerede bakım alabileceklerini, ambulansla nakledileceklerin ambulansa yakın yere taşınarak hemen ambulans yüklenebilmelerinin sağlanması açısından önemlidir
• Komuta merkezinin bir parçası olarak diğer gruplarla işbirliğini sağlar
• Ortalık yatışana kadar, doğrudan acil bakımla ilgili sorumlulukları yürütür

TRİAJ GÖREVLİSİ
• Tehlikeli bölgelerdeki hastaların kurtarma ekipleri tarafından kurtarılmasını düzenler
• En son gelişmelere göre komuta eder
• Triajı aksatmadan, hayati tehlikedeki hastaları en doğru şekilde saptar
• Kişileri değerlendirir, sınıflar ve etiketlendirir
• “TEHLİKELİ BÖLGE” sınırını belirleme çalışmalarını örgütler
• Sürekli yeniden triaj yaparak durumu denetim altında tutar

PARK YERİ SORUMLUSU
• Araçların park etme alanı(ları) olarak emniyetli bölgeyi seçer
• Ulaşım yollarını belirler
• Park etmeyi, trafik akışını sorun çıkmayacak şekilde düzenler
• Birimleri sınıflar ve görevlerini belirler
• Birimleri taleplere göre belirler
• Kumanda merkezine gelişen durumlar hakkında bilgi verir

TEDAVİ/ACİL BAKIM ALANLARI
• Tedavi alanlarını saptayın, komutanı ve triaj görevlisini haberdar edin
• Tedavi için gerekli kaynakları/malzemeleri tespit edin; elinizdekilerle kıyaslayın
• Tedavi hizmeti verecek kişileri belirleyin ve örgütleyin
• Gereksinim halinde morg ve rehabilitasyon merkezi oluşturun
• Komuta merkezini gelişen durumlardan haberdar edin
• Komuta merkezine elinizin altındaki insan gücü hakkında bilgi verin

NAKİL/TAŞIMA İŞLEMLERİ
• Taşıma/yükleme işlemlerinin gerçekleştirileceği alanı(ları) tespit edin
• Gerektiğinde park alanından ambulans isteyin
• Hastaların naklini, haberleşme merkezi ya da komuta merkezli hastane ile iletişim kurarak, örgütleyin
• Hastaları doğrudan uygun tedaviyi alabilecekleri hastanelere nakledin
• Komuta merkezini gelişen durumlardan haberdar edin
• Ayrılan hastaların kayıtlarını düzenli muhafaza edin

HIZLI MÜDAHALE EKİBİ
•Görevlendirilmiş ambulans ve sağlık personelleri
•Kurtarıcının yaralanması ya da hastalanması durumunda yerini alacak kişilerdir

OLAY YERİ KOMUTA SİSTEMİ VE EMİR-KOMUTA ZİNCİRİ
• Kişiler/ünvanlar değil görevler ön plandadır
• Gerektiğinde, bir kişi birden fazla görevi yürütebilir
• Komutan yapılması gereken tüm görevleri düzenler
• İletişimde hedef alınan bireyler değil görevlerdir

OLAY YERİ DOKTORUNUN GÖREVLERİ
• Triajda
– Özellikle karar vermede zorlanılan durumlarda karar vericidir
– Kurtarma esnasında gerektiğinde acil ameliyat
• Acil Bakımda
– Olay yerindeki tıbbi sorumludur, acil bakımı yönlendirir
– Tedavi alanında triaj
– Sadece doktorun yapabileceği (invazif) girişimler; trakeostomi, göğüs tüpü,vs.

AFETLERDEKİ MÜDAHALELERDE EN SIK KARŞILAŞILAN SORUNLAR
• Toplumsal katılım ve plan eksikliği
• Doğru ve yeterli eğitim almış bireylerin yetersizliği
• Yeterliliğe sahip, kumanda edecek bireylerin yetersizliği
• Olaylara müdahalede gecikme
• Triaj olması gerektiği gibi doğru yapılamaması
• Hastalara ilk müdahalenin yapılmaması : bilinci kapalı kişide soluk yolunun o an baş pozisyonu ile açılmaması ya da kanamayı durduracak önlemin alınmaması gibi
• Hastaların olay yerinden tedavi alanına taşınmaması
• Zaman kavramlı hasta bakımının yapılmaması
• Erken nakil; acil bakım sonrası triaj değerlendirmeleri tamamlanmadan o an göze kestirilen hastanın hastaneye nakledilmesi gibi
• Uygun ve etkili olmayan görevlendirmeler
• Hastaların uygun biçimde hastanelere dağıtılmaması; yer olmadığı halde hep aynı hastaneye gönderme…
• Gönderilen hastanın izinin takip edilmemesi; kayıtların doğru ya da yeterli tutulmaması




Kaynaklar:
1. Cambrian College ders notları, 1994,
2. Neil Coker, Major Incident Response, http://www.templejc.edu/dept/ems/Pages/PowerPoint.html, Nisan 2005
3.. (http://www.bsm.gov.tr/docs/ASH_Yonetmelik.pdf )

AHMET SERTKAN
YANGIN UZMANI


Devamını okuyun...>>

EN HAYIRLI YANGINIMIZ.

YANGININ HAYIRLISI OLUR MU? DİYECEKSİNİZ. OLUR.OLUR.

Cumhuriyetin temelinde bazen taş olmuştur. Ateş….
Ve ATEŞ, Yangın olmuş, düşman yok etmiştir.
19 mayıs gençlik ve spor bayramı kutlu olsun..
Cumhuriyetimizin temelini atan kadınlarımıza selam olsun..
Sarayda erkek kalmadığında, Anadolu’muzda aslan yürekli kadınlar vardı.
Onlar şimdi unutulmazlar arasındalar.
BİZ UNUTMADIK.UNUTMAYACAĞIZ.UNUTTURMAYACAĞIZ.
A.S.


HAYIRLI BİR YANGIN;

SENEM AYŞE 1879'da Adıyaman'ın Sıvanlı nahiyesine bağlı Körtenli köyünde doğmuştur. Babası Haveydi aşiretinden Yusuf'tur. Annesinin adı da Senem'dir. Küçük Senem Ayşe yedi yaşına kadar köyünde oturmuş, 1886’da ailece Maraş'a göçmüşlerdir. Aile, beraberinde Ramazan adlı yeğenini de getirir, bir süre sonrada Ramazan, Senem Ayşe ile evlendirilir. Bu birleşmeden yedi sene sonra bir erkek çocuk dünyaya gelir, adını Ökkeş koyarlar.


Maraş, 22 Şubat 1919'da İngilizler. Ekim 1919'da da Fransızlar tarafından işgal edilir. Fransız kumandanı General Querette 13 Aralık 1919'da şehirde yönetime el koyar. Ulu Cami'nin kapısına bir beyanname astırarak göreve başladığını bildirir, "Osmanlı ülkesindeki kanunlara uyacağız ve hürmet ettireceğiz" vaadinde de bulunur. Fakat, Fransız işgal kuvvetlerinin, yardakçıları Ermenilerin desteğinde yapmadıkları zulüm ve çapulculuk yoktur. Ayrıca General Querette niçin taşıdığını bile tahkike lüzum görmeksizin üzerinde bir rovelver çıkan bir adam bila-sual (sorulmaksızın) kurşuna dizilecektir.



TÜRK ANASI KİMİN ELİNİ ÖPECEĞİNİ HEP BİLMİŞTİR..

Bir kargaşalık zuhurunda telef olacak (ölecek) veya yaralanacak bir Fransıza mukabil, yerliden iki adam kurşuna dizilecek, bunlar kura ile intihab edilecek gibi emirler de yayınlatır. Maraşlılar artık kadın-erkek demeden can, mal, namus ve aile fertlerini koruma davasının peşine düşmüşlerdir.

Maraş'ın Kümbet mahallesinde oturan Senem Ayşe'nin eşi Ramazan da Haveydi aşireti mensuplarını, mahallesi ve ailesi efradını toplar, ermenilere ve Fransızlara karşı çete harbine başlar.



ELİF ANAMIZ

Senem Ayşe de bazen evde yemek yapar, bazen da yaralıların tedavisine koşar, onlara şifa vermeye çalışır. Ramazan mücadelenin beşinci günü, bir sokak çatışmasında Ermeniler tarafından alnından vurularak şahadet şerbetini içer. Onun çetesi mensuplarından birisi koşarak evine gelir, Senem Ayşe'ye “Bacı Ramazan Ağa şehit oldu” kara haberini verir. Senem Ayşe evde bulunan fişeklikleri kaptığı gibi, kocası Ramazan'ın başucuna gelir. Ona sarılır, akan kanlarını yüzüne sürer, kocasının mavzerini aldığı gibi, sevinç çığlıkları atan Ermenilere basar kurşunu, sonra çete ile birlikte savaşa devam eder.

Bir gün cephaneleri tükenir, Haznedarlı semtinde çadır kuran Mustafa Kemal Paşa'nın kumandanı Kılıç Ali Paşa'nın huzuruna çıkar, ondan silah ve cephane ister.

Kılıç Ali Paşa "BACI, SEN EVİNE GİT, BİZ ERKEKLER SAVAŞIRIZ" mukabelesinde bulunur.

Senem Ayşe'nin ısrarı üzerine, kendisine bir hedef gösterirler, kahraman kadın onu tam on ikiden vurur.

KILIÇ ALİ PAŞA HAYRETLER İÇİNDE KALIR. BACI'YA GEREKEN HER ŞEYİN VERİLMESİ EMRİNİ VERİR. BOL CEPHANE İLE EVİNE DÖNEN SENEM AYŞE, KENDİ EVİNİN YAKININDAKİ BİR ERMENİ EVİNİN CEPHANE DEPOSU OLARAK KULLANILDIĞINI FARK EDİNCE, KENDİ EVİNE GAZ DÖKEREK YAKAR, CEPHANE DEPOSU OLAN EV DE HAVAYA UÇAR.

Mahallesine ve sokağına hakim olan Senem Ayşe Kümbet Mezarlığı'nın batısında bulunan Hemhane Kilisesi'ne girip orada bulunan ve Türklere top ve makineli tüfek ile ateş açan Ermenileri ve Fransız askerlerini imha planı kurar.

Yanına üç çete mensubunu alarak mezarlığın en yüksek ve kiliseye hakim yerine çıkarak oradan aşağıya ateş açarlar. Dikkati o tarafa çekilen düşman, kendilerine ateşle karşılık verir. Bu karşılıklı müsademe sırasında, diğer çete efradı gizlice kilisenin bahçesine sızarlar ve uzun, zorlu bir çatışmadan sonra kiliseyi zaptederler.

Artık kadın-erkek el-ele veren Kahramanmaraşlılar kendi şehirlerine hakim duruma geçmişlerdir. Neticede bu amansız, sabırlı, vatanperverane mücadele 12 Şubat 1920'de Fransızların mağlubiyeti kabullenerek geriye çekilip gitmeleri ile sonuçlanır.

Bir kısım çeteler bu defa Antep müdafaasına koşarlar. Elbette, vatan bir bütündür, nerede düşman varsa, herkes bütün gücü ile oraya koşacak, düşmanı geldiğine pişman edecektir.

Senem Ayşe, köyüne yolladığı oğlu Ökkeş'i getirtir. Baba ocağı, yanan evini tamir ettirir. Yaptıkları çoktan unutulup gitmiştir. Fakirlik ve yoksulluk içinde ömrünün geri kalan kısmını kah kocakarı ilaçları yaparak, kah kırık çıkık sararak kazandığı paralarla tamamlamaya çalışır. 8 Şubat 1954'te, yani Maraş'ın kurtuluşunun 34. senesi arifesinde hayata gözlerini yumar.

Yoksulluk çektiği yıllarda bir çok devlet yetkililerine müracaat ettiğinden, yardım istediğinden, fakat hiçbir cevap alamadığından bahis edilmektedir.










UTKU TÜRKÜLERİ ( MARAŞ DESTANI ) IX

Son sözleri Allah Allah

Çığrıktan korkusu yokmuş
Başı karlı yüce dağmış
Evini kendisi yakmış
Gök maviden ışık sağmış
Çığrıktan korkusu yokmuş

Gök maviden ışık sağmış
Kanı-canı olmuş katkı
Pusatlanıp gökten ağmış
Kanla kazanılmış utku
Gök maviden ışık sağmış

Kanla kazanılmış utku
Bütün gönülleri sarmış
Yokmuş bundan özge tutku
Yiğitler uçmağa varmış
Kanla kazanılmış utku

Yiğitler uçmağa varmış
O ne kadar kutlu günmüş
Toprağı kan ile karmış
Bir ışıktan ata binmiş
Yiğitler uçmağa varmış

Bir ışıktan ata binmiş
Tutmuş altın yelesinden
Bağrındaki sızı dinmiş
Gök tutuşmuş nefesinden
Bir ışıktan ata binmiş

Gök tutuşmuş nefesinden
Yer-gök sarsılıpta durmuş
Kuşlar uçmuş kafesinden
Zamanı yeniden kurmuş
Gök tutuşmuş nefesinden

Zamanı yeniden kurmuş
Başlamış o kutsal bengi
Güneşi kalbinden vurmuş
Yer-gök olmuş ateş rengi
Zamanı yeniden kurmuş

Yer-gök olmuş ateş rengi
Elinde ışıktan silah
Görmemişler böyle cengi
Son sözleri Allah Allah
Yer-gök olmuş ateş rengi

Son sözleri Allah Allah
Tepeden tırnağa hınçla
Vurulmuşta dememiş ah
Zamanı bölmüş kılınçla
Son sözleri Allah Allah

sözlükçe:
çığrık : felek
pusat : silah
uçmağ : cennet









“Dünyada hiçbir milletin kadını "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim" diyemez.

Halide Onbaşı (Halide Edip Adıvar) ATATÜRK'ün SAMSUN'a vardığı 19 Mayıs 1919 günü İSTANBUL'da Fatih Meydanında düzenlenen mitingde, binlerce Türk kadınına seslenen Halide Edip Hanım şöyle haykırıyordu: "Türk ve Müslüman bugün en kara gününü yaşıyor. Gece karanlık bir gece. Fakat, insan hayatında sabahı olmayan gece yoktur." Fatih Mitingini Üsküdar ve Sultanahmet mitingleri izledi. İstanbul’un İşgalinden Sonra Ankara’ya gelen Halide Edip,İZMİR'in kurtuluşuna kadar Onbaşı rütbesiyle Başkomutanlık Karargahında ve gönüllü olarak Kızılay'da görev üstlendi.Daha sonra üstçavuş rütbesi verildi. İstiklal Savaşımızla ilgili anılarını " Türk'ün Ateşle İmtihanı" başlıklı bir kitapta topladı. 1921’in soğuk bir kış günü... Kurtuluş Savaşı’nın ölüm kalım günleri. Cephelerde şiddetli çarpışmalar sürüyor. Darülmuallim’in müsamere salonunda Hilal-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) Kadın Kolları’nın toplantısı var. Salon tıklım tıklım. Kürsüde Halide Edip (Adıvar) konuşuyor: ’.....cephedeki askerlerimiz, giyime kuşama muhtaçlar... gittim gördüm, İnönü şehitlerimizin bir kısmı yalınayaktı... silahımız mühimmatımız gayr-ı kafidir (yetersiz); oğullarımızı düşmanın karşısına silahsız mı göndereceğiz?.. İşte bütün bu mülahazalar bizi hepinizi bir yardım seferberliğine davete sevk etti... Bu seferberliğe iştirak ediniz... gönlünüzden ne koparsa, onunla... Bir çift yün çorap mı örersiniz, yoksa bir çift eldiven mi?! Yoksa gönüllü hemşire mi yazılırsınız? Kesesi elverişli olanlarınız, nakdi yardım yapabilir; daha da makbule geçer... Mühim olan, bu namus ve haysiyet davasında kadınların, oğullarından ve erkeklerden asla geri kalmadığını ispat eylemektir. Bunu yapacağınızdan eminim.

Her türden kadının oluşturduğu bu insan yumağını, gelini Elif’in yardımıyla, Hatça Nine, iki elini öne uzatmış yarmaya çalışıyordu. Halide Edip onu fark etmişti, yanına gitti: - ...Beni mi aradın nine? İşte buradayım; bir diyeceğin mi var?.. Hatça Nine, onu biraz da elleriyle bulacak, heyecanla sarılacaktır. Kucaklaşmadan sonra Hatça Nine, bozkır anasının kıraç sertliğiyle diyor ki: -... diyne, gözel kızım! Benim oğlum, Çanakkale’de şehit! Ağlamadım, he mi? Fukara bir çamaşırcıyım, işimi de bırakmadım, neye? Gızım muallim mektebinde talebedir, onu kim ohutacak? Hatça Nine el yordamıyla, bir yandan da koynunda sakladığı tek sarı lirayı çıkarmaya uğraşıyordu, nihayet buldu, çıkardı ve Halide Edip’e uzattı: - ...şonu al gözel gızım... Hilal-i Ahmer’in yaralılarına yaz! Hatça’nın gücü bu kadarına yetiyo!.. Halide Edip Hanım, o kadar duygulanmıştı ki; kirpikleri nemli, lirayı aldı; sonra yaşlı kadının boynuna sarılıp, iki yanağından öptü. O toplantıya katılan Ankaralı kadınlar o gün tam bin lira bağış yapmışlardı. Bu inanılmaz bir paraydı.

NEZAHAT ONBAŞI Eşini yitiren 70. Alay Komutanı Hâfız Hâlid Bey, 8 yaşındaki kızı Nezahat'ı kimseye emanet edemeyip, yanına almıştı. Küçük Nezahat Çanakkale cephesinde muharebe havasına alışmış, Alay İzmit'e nakledildiğinde talimlere katılarak mükemmel at binmesini, silah kullanmasını öğrenmiş ve 12 yaşında "onbaşı" rütbesini almıştı. Babasının yanında cepheden cepheye koşmuş, çarpışmalara girmiş ve 100'den fazla düşman askeri öldürmüştü. Milli Mücadele esnasında 10–12 yaşlarında idi. Babası 70. Alay Kumandanı Hâfız Halid Bey’in yanında birçok harbe iştirak etmiştir. Alay’ın askerleri için fevkalade önemli bir rol oynamıştır. Bu harika küçük kız, yaşından beklenmeyecek derecede büyük cesaret örnekleri vererek babası Hafız Halid Bey’in kumandasındaki 70. Alay’ın birçok başarısına katkıda bulunmuştur. Gediz Muharebelerinde geri çekilen askerlerin önüne çıkarak, “Durun! Nereye gidiyorsunuz?..” diye haykırarak etrafına olağanüstü bir cesaret aşılamıştır. Nezahat Onbaşı 30 Ocak 1921 tarihinde İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmesi önerilen ilk kişidir. Bu öneri TBMM’ de hararetle kabul edilmiş, ancak Kurtuluş Savaşı’nın hengamesi içinde işleme konulamamış, daha sonra da kararın yerine getirilmesi unutulmuştu. Kendisi de hiçbir zaman ne "Madalyamı verin!" talebinde bulundu, ne de TBMM Başkanlığınca alınmış kararın yerine getirilmesi için müracaat etti.Nihayet karardan 65 yıl sonra 78 yaşında bir nine iken TBMM’nin “Şükran Belgesi’ne” kavuşmuştu ve bu duygulu anda gözyaşlarını tutamamıştı. 70. Alayda şehit olan bir subayımız, cebinden çıkan annesine yazdığı mektubunda ” Alayımızdaki askerler Nezahat'e Türklerin Jean d'Arc 'ı diyor” ifadesi yeralmaktadır. Hepimiz Jean d'Arc ı ortaokuldan beri tanıyoruz ama Nezahat Onbaşı’yı bilen kaç kişi?

TAYYAR RAHMİYE Osmaniye Kazası’nın Kaypak Nâhiyesi Râziyeler Köyü’nden Rahmiye Hanım Fransızların işkence ve baskılarına tahammül edemeyerek Hüseyin Ağa’nın Milli Kuvveterine gönüllü olarak katılmış ve 1336 (1920) Şubat’ında Hasanbeyli civarında 89. Tümenin yürüttüğü taarruza müfrezesiyle bilfiil iştirak etmiştir. Bu çarpışmada Fransızlardan 80 tüfek ve 2 makineli tüfek alınmıştır. Çarpışmada şehid düşen ve ateş altında kalan iki arkadaşını kurtarmak için derhal ileri atılarak şehidleri kurtarmış ve bu kahramanca hareketinden dolayı kendisine “tayyar” (uçan) nâmı verilmiştir. Temmuz ayında Osmaniye’deki çok korunaklı Fransız karargâhına saldıran arkadaşlarının tereddüdünü gören Tayyar Rahmiye: “–Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olduğunuz halde yerlerde sürünmekten ve saklanmaktan utanmıyor musunuz?” diye bağırarak arkadaşlarını hücuma teşvik etmiş ve Fransız karargâh kapısının on adım önünde alnından aldığı bir kurşun yarasıyla şehit olmuştur






SAVAŞ MEYDANINDA BİRLİK YÖNETEN İLK KADIN SUBAY FATMA SEHER HANIM 1888’de Erzurum’da doğdu. Subay Suat Derviş Bey ile evlenip Balkan Savaşı’na katıldı.I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’ne gitti.1919'daki Kongre günlerinde, Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti. Mustafa Kemal’in karşısına dikilerek: ‘Kadın isem, Türk de değil miyim? Bana iş göster!’ diyen bu kahraman Türk kadını, Bu görüşmenin ardından, Milis Müfreze Komutanı olarak Batı Cephesinde görevlendirildi. 300 kişiyi aşkın birliği ile Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Mehmetçikle birlikte destanlar yazdı. Büyük Taarruzun ilk günlerinde General Trikupis‘in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak yeniden Müfrezesinin başına geçmişti. Kahraman kadın Kurtuluş Savaşı’ndan sonra “üstteğmen” rütbesi ile emekli oldu. Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı. 1954 yılında TBMM kendisine yeni aylık tespit etti. Bir savaş alanında birlik yöneten dünyanın ilk kadın Subayıydı.

DOMANİÇLİ HABİBE Milli Mücadele yi yaşayan yazarlarımızdan Şükûfe Nihal Hanım, “Domaniç Dağları’nın Yolcusu–Bir Yurt Gecesi” isimli eserinde dikkat çeken bir olay nakletmektedir: “...İstiklâl Savaşı sıralarında İnegöl toprakları bir büyük facia geçirmiş... Domaniç Dağları’ndan inen bir köylü kadını, düşmana yol göstererek vatana ihanet etmiş olan öz oğlunu silâhıyla vurarak bizzat cezalandırmıştır.” İki satırla kısaltılan bu olay, bir roman, bir destan konusu olabilecek kadar derin... Bir Türk kadınının yüksek vatan sevgisini ve inancını ifade ettiği için, kadınlık tarihimizin sayfalarına geçecek kadar haşmetli... Biricik sevgili çocuğunu kendi elleriyle yere seren kahraman ananın yaşadığı bu hâl, hakikaten ibret vericidir. Bir Yunan fırkası, Bursa’nın Gemlik Kazası’ndan geçti. Domaniç’ten, Sultan Dağları’ndan Kütahya üzerine doğru yürüdü. Karargâh Kumandanı Nâzım Bey şehit oldu. İnegöl halkı yediden yetmişine kadar düşmana karşı koymaya hazır... Silah bulamayanlar, taş, odun, demir parçalarıyla vatanı korumaya gidiyorlar!.. O sırada Domaniç Dağları’nın bu yiğit kadını da 20 yıl boyunca bütün bir gençliğini harcayarak yetiştirdiği oğlunun eline silahını veriyor. Ona aşıladığı vatan sevgisinden emin bir halde göğsünü gere gere, İnegöl’e düşmanın karşısına gönderiyor. Lâkin, gel gör ki; dağdan inen bu saf köylü çocuğu, bize hıyânet eden bir jandarma onbaşısının oyuncağı oluyor. Yaptığı işin kötülüğünü farketmeden düşmana haber taşıyor. Bir gün, köyünde oğlunu, yurdunun kurtuluşu için dua ederek bekleyen bu talihsiz anaya, uğursuz bir haber veriyorlar: “–Oğlun düşmana casusluk etti!” Kadın bir an duraklamadan silahlarını kuşanarak atına binip yola düşüyor. Kuytu ormanlar, yalçın kayalar aşarak bir yıldırım hızı ile İnegöl’e iniyor. Aldığı adrese göre oğlunun bulunduğu yere varıyor. Kendisini görmek üzere geldiğini söylüyor. Az sonra anasının gelişine sevinen genç, elini öpmek için koşa koşa yaklaşırken atının üstünde dimdik bekleyen kadın, kara feracesinin yenine sakladığı silâhı çekerek tek kurşunla onu toprağa seriyor... Ve atın başını çevirerek arkasına bakmadan, bir kasırga hızıyla dönüp kayboluyor...”

MUSTAFA KEMAL'İN KAĞNISI Yediyordu Elif kağnısını, Kara geceden geceden. Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu, Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar, İnliyordu dağın ardı, yasla, Her bir heceden heceden. Mustafa Kemal'in kağnısı derdi, kağnısına Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı. Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik, Nam salmıştı asker içinde. Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü, Doğrulmuştu yola önceden önceden. Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif, Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar, Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı, Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra, Gecenin ulu ağırlığına karşı, Hafifletir, inceden inceden. İriydi Elif, kuvvetliydi kağnı başında Elma elmaydı yanakları üzüm üzümdü gözleri, Kınalı ellerinden rüzgâr geçerdi, daim; Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına. Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti, Niceden, niceden. Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu, Nazar mı değdi göklerden, ne? Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez, Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacır gucur Nasıl dururdu Mustafa Kemal'in kağnısı. Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş, Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni. Geçer götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin, Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım. Bak hele üzerinden ses seda uzaklaşır, Düşerim gerilere, iyceden iyceden. Kocabaş yığıldı çamura, Büyüdü gözleri, büyüdü yürek kadar, Örtüldü gözleri örtüldü hep. Kalır mı Mustafa Kemal'in kağnısı, bacım, Kocabaşın yerine koştu kendini Elifçik, Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden. Fazıl Hüsnü DAĞLARCA


Kurtuluş Savaşında Kütahya sırtları, -30oC, -40 oC. Ve 75-80 yaşlarında bir nine. Gerisini gelin kafile komutanı Mustafa Necati'den dinleyelim; “Bütün yorgan battaniye ne varsa cephanenin üstüne örtmüş kendisi pazen elbiseyle. Mustafa Necati Bey “nine kar sepeliyor hava çok soğuk bari şu yorganı alsan sırtına” dediğinde aldığı cevap “dokunma ona, o millet malıdır, nem kapmasın. Ben bir ölürüm ama onunla binler doğacak binler. hayır oğlum hayır hiç üşümüyorum, soğuğu hiç duymuyorum ki. Düşman bu topraklara girdi gireli benim içim yanıyor içim a oğul”” Albay Hulusi ATAĞ'ın kafilesinde olan genç bir kadın hastadır ve cephane taşırken yere düşmüştür, ölmek üzeredir. Hulusi ATAĞ “bacım bana adını söyle seni tarihe yazdıracağım” dediğinde, aldığı cevap “adımı ne yapacaksın a oğul yaz benim adım Anadolu” cevabındaki adımın ne önemi var, önemli olan ülkemin adı ve gururu düşünüşünü keşke, daha sonraki yıllarda da sürdürebilseydik.. Bugün çok farklı bir yerde olurduk.





Ayşe Hatun'u veya diğer adıyla Tayyibe Hatun’u tanıyor musunuz? Onun yapabildiğini acaba hangi ülkenin kadını yapabilir? Ya da zamanımızda hangi kadın yapabilir? Sekiz aylık kızı kucağında, omuzunda mermi, cepheye cephane götürüyor. Sekiz aylık kız dinler mi düşmanı, ağlamaya başlıyor. Ve bu sırada ölmesi falan problem değil Hatun'un, ama düşman eğer onları fark ederse çok kısıtlı olan cephane cepheye gidemeyecek, bütün düşüncesi o Ayşe Hatun'un. Ve bu arada çocuğunu göğsüne yaslar, düşman biraz geç gider, indirdiği zaman kendi elleriyle çocuğunu şehit ettiğini görecektir. Ayşe Hatun yada diğer adıyla Tayyibe Hatun. Peki ne yapar? Çocuğunu yere koyar üzerini bayrakla örter ve aynen şunları söyler: “Sen yüzlerce binlerce yıl sonra doğacak Türk çocukları için şehit oldun” , “bu benim içinde senin içinde bir şereftir. Yeterki vatan sağolsun” Ve omuzuna alır cephanesini yola koyulur.


Mustafa Necati'nin Çankırı-Çerkeş önlerinde görüp; görmeyen gözlere, duymayan kulaklara, hissetmeyen gönüllere, anlamayan kafalara bir ibret levhası olarak sunduğu ve Fevziye Abdullah Tansel'in de şiirleştirdiği olay; Bir zâbit (subay): Ey hemşire (kardeş)! Sarsana şu çocuğu yorgana... Mosmor olmuş yavrucak; vah zavallı vah, yazık! Köylü kadını: Doğru emme ey gardaş! Görmez misin boranı? Fişeklerin üstüne örtmüşüm yorganı. Varsın çocuk ıslansın... O, bunlara alışgın... Biliyorsun bir silah, bugün bize bir asker, Kadar lâzım... Onun'çün bozulmasın fişekler! Bugün benden babası silah ister ötede, Islanmasın fişekler; yanmam çocuk ölse de!

HAFIZ SELMAN İZBELİ Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Kolu kurucularından ve Kastamonu’da ilk kadın meclisi üyesi, sıkı bir Atatürk hayranı ve kendi deyimiyle bir “Cumhuriyet kadını”idi… Kurtuluş Savaşı sırasında Kastamonu’ daki kadınları toplamış, asker için çorap, kazak, fanila ördürüp cepheye göndermişti.Varlıklı bir aileden geliyordu. Asker Kastamonu’ya geldiğinde hepsini yolda karşılayıp doyurmuştu. Hep “Ben Cumhuriyetçiyim” dermiş. Savaştan sonra yeni baştan herkes gibi Türkçe harflerle okuma yazmayı öğrenmişti.Hafız Selman Hanım’a milletvekilliği de önerilmişti. “Hafız olduğum için başımı açamam. Başımı açamayacağım için de milletvekili olamam” diyerek kabul etmemişti. Mustafa Kemal’in Kastamonu’ya geldiği sırada İzbeli Konağı’nı ziyaret ettiği ve karşılıklı kahve içtikleri söylenmektedir.

HALİME ÇAVUŞ (KOCABIYIK) Kastamonu’da doğan, anne-babasının “kızım gitme” şeklinde yalvarışlarını dinlemeden mücadeleye katılan Halime Çavuş, uzun yıllar Halim Çavuş zannedildi. Kurtuluş Savaşı’na giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi traş oldu, saçını kazıttı ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı. Birçok cephede çarpıştı. Bir Düşmanın açtığı ateş sonucu bir ayağı sakat kaldı.Bir keresinde İnebolu’dan cepheye cephane taşırken Mustafa Kemal Paşa’ya rastladı. Ancak rastladığı kişinin O olduğunu bilmiyordu. Mustafa Kemal Paşa “kafa kağıdını istedi. Verdi. “Sen kız mısın?” “Evet.” Mustafa Kemal ‘in yüzünde, biraz mutlu, biraz hüzünlü bir gülümseme belirdi. Gün geldi savaş bitti, ancak o ne asker üniformasını çıkardı ne de her sabah traş olmaktan vazgeçti. Savaş sonrası Mustafa Kemal tarafından Ankara’ya çağrıldı....Kapıda yavere “Paşa hangisi bilmiyorum” dedi. Yaverin “soldaki ” demesiyle koşup elini öptü. O’nun “ Seni yollamıyorum, bizim kızımız ol” önerisine “Annem babam beni bekler” şeklinde cevap veren Halime Çavuş, “Ben ana-babaya itaatli evlada saygı duyarım” diyen Mustafa Kemal Paşa tarafından çeşitli hediyeler verilerek tekrar evine yollandı ve kendisine maaş da bağlandı.75 yaşında hayata gözlerini yumdu. f.koksal@ttnet.net.tr
SATI ÇIRPAN Kurtuluş Savaşı’nda cepheye sırtında mermi taşıyan kadınlarımızdandı. Ankara-Kazanlıdır. Millet mekteplerinde okuma yazmayı öğrenen Satı Çırpan, 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkını vermesiyle, meclise giren ilk 18 kadın milletvekilinden biri olmuştur.


ŞERİFE BACI 1921 yılı Kasım ayında İnebolu'ya önemli miktarda savaş malzemesi gelmiştir. Malzemenin bir an önce Kastamonu'ya iletilmesi gerekir. Cepheye gidemeyip de köylerinde kalan yaşlılar sakatlar, kadınlar, Menzil komutanlığının malzeme taşınması haberi üzerine kağnılarla yola çıkarlar. İnebolu'dan kağnılara yüklenen cephaneler Kastamonu'ya doğru yol alır. Bu cephane kollarında hep kadınlar vardır. Bunlardan biri de Şerife Bacıdır. Şerife Bacı top mermileri ıslanmasın diye kazağını mermilerin üzerine örtmüş, yavrusu ölmesin diye üzerine abanmış ve soğuktan ölmüştür, ama ölene kadar vücut sıcaklığını yavrusuna vermiştir. Bugün Kastamonu'da şanına layık güzel bir anıtı vardır.


KILAVUZ HATİCE Adana’nın Külek Nahiyesi’nin Banzınçukur Köyü’nden Hasan Ağa’nın Hatice, Fransızlar’a karşı vatani vazifesini yapmak ve yurdunu korumak maksadıyla Kilikya Milli Kuvvetlerinden Emin ve Derviş ağaların müfrezesine gönüllü olarak iştirak etmiştir. Bu müfrezeler Haçkırı,, Kelebek, Bilemedik istasyonlarında bulunan Fransız kıtalarına baskınlar yaparak çok zâyiat verdirmiş ve Fransızlar’dan –çoğu Ermeni askeri olmak üzere– 200’den fazla esir ve birçok ganimetler almışlardır. Bu başarılar, Adana Milli Kuvvetlerinin şöhretini arttırmış, yiğitlik ve yılmazlıklarıyla anılan halkın kahramanlık hislerini kamçılamış ve Pozantı saldırısının yapılmasına neden olmuştu.. Kuvvetlerimiz Pozantı’yı muhasara ettiler. 8 Mayıs 1336 (1920)’de Pozantı’ya üç yönden saldırı ve bombardıman başladı.. Hakim mevkilerde bulunan toplarımızın Toros Dağları’nda akseden müthiş gürültülerinden zevk alan Milli Kuvvetlerimiz Pozantı’ya taarruza başladılar. Bu taarruza bütün kadınlar, çoluk çocuklarıyla halktan, birçok kimseler iştirak etti. Pozantı’da mahsur kalan Fransızlar’ın Tarsus istikametinde bir yarma hareketi yapacaklarını anlayan Hatice, bir kolayını bulup Fransızlar’a katılmış ve onlara yanlış kılavuzluk etmiş ve onları çok sarp olan Karaboğazı’nı tıkadıktan sonra firar etmiştir. En kısa zamanda Milli Kuvvetlere ulaşan Hatice, düşmanın zor durumda olduğunu haber vererek emrine aldığı yüz kadar silahlı adamı ile Karaboğaz’ın iki tarafındaki tepeleri işgal etmiş ve Fransızlar tam yarma hareketi yaparken, bir ateş baskını ile düşmana büyük bir zayiat verdirmiştir. Bu baskın neticesinde Fransız kıt’alarından 9 subay, 550 esir er ve 7.5’luk bir top ele geçirilmiştir. Hatice Hanım’ın oynadığı bu rol ve yaptığı fedakârlık her türlü kahramanlığın üzerindedir.


Gördes’li Makbule Yunan işgali sırasında, Akıncılar müfrezesinde Halil Efe’nin eşi Makbule Hanım yirmi yaşını henüz doldurmuş, cesur ve çevik bir kadındı. 1921’de Halil Efe ile Demirci’de evlenmiş ve iki ay sonra kocası ile birlikte yurdu kurtarmak için dağa çıkmış, sekiz ay dağlarda kar, yağmur ve çamurda beraber gezmiş ve düşmanla muharebe edip, Milli İstiklal Savaşı’nın muvaffakiyetle sonuçlanacağına kanaat getirerek yılmaz bir azim ve sebatla erkeklere büyük örnekler vermiş ve onların teşvik kaynağı olmuştur. Kendisi siyah pantolon, ceket ve uzun bir manto giyinir, ayağında çizme, başında siyah başlık ve elinde bir Japon filintası taşırdı.. Bir saldırıda düşmandan ele geçirdiği doru atı üzerinde daima müfrezenin artçısı olurdu. Pek çevik ata biner ve iner, tehlike zamanında herkesten evvel silahını kullanırdı.. Birkaç çatışmaya girdiği gibi bir iki defa da düşmanın pususuna düşmüş ve hiçbir zaman metanetini kaybetmemiş, hatta telaş gösterenlere cesaret örneği olmuştur. Akhisar- Sındırgı hattının sonunda yer alan Kocayayla’da yapılan bir çatışmada 16 Mart 1338–(1922)’de başından aldığı bir kurşunla şehit olmuş, aynı yerde kanlı elbisesi ve çizmesi ile toprağa gömülmüştür. f.koksal@ttnet.net.tr
Nakiye (Elgün)Hanım 13 Ocak 1920 tarihli Sultanahmet mitinginde Halide Edip Hanım ile birlikte 160 bin kişiyi coşturan Muallimler Cemiyeti Başkanı Nakiye (Elgün) Hanım konuşmasını şöyle noktalıyordu: "Size memleketin bir kadını sıfatıyla hitap ediyorum. Fatih'in, Selim'in, Süleyman'ın mezarlarını, ecdadının ebedî âbideleri olan camileri, türbeleri bırakıp çıkacak içinizde bir erkek var mıdır? Ben tasavvur edemiyorum. Çıkmayacağız, bırakmayacağız. “ Nakiye Hanım 1935 yılında Edirne milletvekili seçilerek, bu alanda da öncü olur.


VE DAHA NİCELERİ Bu vatan için destanlaşan kadınlarımız o kadar çok ki, hangisin sayalım: Ekmek pişirerek askere götüren ama bu düşmanlar tarafından tespit edilip askerimizin yerini öğrenmek için çok işkence gören ama söylemediği için ekmek pişirdiği fırına atılarak yakılan Nazife Kadın'ı mı?Taccülcalala hanımı mı;İzmir'li Ayşe Hanım’ı (Ayşe Altuntaç) mı? İstanbul'lu Asker Saime Hanım’ı mı?; Aydın Cephesinden Ayşe Hanım’ı mı? Çiftlikli Kübra Hanım’ı mı?Ayşe Onbaşı’yı mı?Tarsus'lu Adile Onbaşı’yı mı? Adana Cephesinden Melek ve Hatice Hanımlar’ı mı? Çete Emir Ayşe’yi mi? Yırık Fatma’yı mı? Faika Hakkı’yı mı? Trakya'lı ana-kız Havva-Zehra Soyyanmazlar’ı mı? Maraş'lı Senem Ayşe‘yi mi? Ve isimlerini bilmediğimiz, bu vatan için şehit olan adsız-sansız binlerce Türk Kadını… Hepsini, rahmet ve minnetle anıyoruz.











KARA FATMA ANAMIZ

Kaynaklar:
Fevziye Abdullah TANSEL: İstiklâl Harbi’nde Mücahid Kadınlarımız
Prof.İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI
Attila İLHAN : Gazi PAŞA
Turgut ÖZAKMAN: Şu Çılgın Türkler

AHMET SERTKAN
YANGIN UZMANI


Devamını okuyun...>>